Gazap Üzümleri

    Kendimi bildim bileli sessiz, sakin bir hayat aradım. Kargaşayı, kalabalığı, curcunayı oldum olası da sevemedim. Bir iş yapmaya kalkıştığımda ağır ağır, hakkını vererek ve mümkün mertebe zevkle yapmaya çalıştım. Bilmiyorum, belki de Gogol'un feylesof yaratılışlı dediği; dünyaya yarı açık gözlerle bakan, çevresindeki koşuşturan insanlara bir anlam veremeyen kişilerdenim. Daha okula henüz başladığım dönemlerden beridir sakin bir emeklilik yaşamı hayal ederim. Başımı sokacak bir çatım, hem zihnimi hem de karnımı doyuracak kadar besinim olsun yeter. Kendi sebze meyvemi yetiştireyim; bahçemle, toğrağımla uğraşayım. Kendim gibi komşularım olsun; arada sohbet edip, yeyip içelim. Evet, sanırım bir çiftçi hayatı isterdim.
    Steinbeck yazılarında çiftlik yaşamı ve zorluklarını anlatmayı tercih etmiş. Gündelik yaşamın zorluklarından ziyade dış çevrelerden bağımsız var olamayan ve her daim en büyük sorunları bu çevreler olan çiftlikleri ve toprağın gerçek sahiplerini; onu eken, biçen, ona emek veren kişileri anlatmak istemiş. Belki istekten çok bir zorunluluktu bu onun için. Belki de kendisinin bile bilmediği bir varoluş amacıydı.


    Gazap Üzümleri'nde, Büyük Buhran sırasında Oklahoma'dan göç etmek zorunda kalan Joad ailesinin öyküsünü aktarıyor Steinbeck. İklim koşulları yüzünden verimli ürün alamayan, bankalara borçlanan ve bu bankalar tarafından topraklarından edilen insanların öyküsünü. Topraklarını ve mal varlığını kaybettikçe insanlıklarını bulanların öyküsünü. Toprağın, paranın ve ekonominin tekelleştiği bir dönemin öyküsünü. Bu tekelleşme sırasında, canavarlaşan varlıkların da öyküsü bu aynı zamanda.

    "Bunları biliyoruz... hepsini biliyoruz. Bunu isteyen biz değiliz, banka. Banka insana benzemez. Ya da yirmi beş bin dönüm toprağı olan biri de insan değildir artık. Canavar budur işte."

    İnsanlar toprağı yaşamak için bir araç olarak kullanmaktan vazgeçip onu amaç edinmeye başladığı zaman, toprak üzerindeki söz ve sahiplik hakkını yitirir. Ve toprak, insanlara sahip olur. Söz hakkının kimde olduğu giderek seçilememeye başlar. Ve insanlar bu durumla baş etmek için yine kendilerinin kurduğu ama söz geçiremedikleri varlıklar yaratırlar.

    "Bunu isteyen biz değiliz, banka."

Dorothea Lange: Göçmen Anne

    Steinbeck'in anlatımı en çok Joad ailesinin öyküsüne ara verdiği kısa bölümlerde zirve yapıyor.
    "Evrendeki organik ya da inorganik herhangi bir maddenin tersine, insan yaptığı işi aşar, kavramlarının basamaklarını tırmanır, başarılarının önüne geçer. İnsan için bunu söyleyebilirsiniz: Kuramlar değişip yıkıldığında ya da ulusal, dinsel, ekonomik düşüncenin dar, karanlık yolları, okullar, felsefeler gelişip parçalandıklarında insan kimi zaman acıyla, kimi zaman yanılgıya düşerek ileri doğru uzanmaya çalışır. Öne doğru bir adım atınca, geri kayabilir; ama yalnızca yarım bir adımdır, asla tam bir geri adım değil. Bunu söyleyebilir, bilebilirsiniz. Siyah uçaklardan pazar yerlerinin üstüne bombalar atıldığında, mahkûmlar domuzlar gibi öldürüldüğünde, ezilen vücutlar tozun içinde sürüklendiğinde, bundan emin olabilirsiniz. Eğer ileri doğru bir adım atılmasaydı, bu yolda çekilen acılar canlı olmasaydı bombalar düşmez, boğazlar kesilmezdi. Bombaların artık düşmediği ama bombacıların hâlâ yaşadığı dönemden korkun. Çünkü her bomba, savaş ruhunun ölmediğinin kanıtıdır. Grevlerin kesildiği ama büyük patronların yaşadığı dönemlerden korkun. Çünkü ezilen her küçük grev ileri doğru atılan adımın kanıtıdır. Şunu da unutmayın; insanoğlu bir kavram için savaşmadığı, uğrunda ölmediği zaman, felaket gelip çatmıştır, çünkü bu tek nitelik, insanoğlunun temelidir ve evrende belirleyicidir."

    Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

1 yorum :

Güzel bir kitap. Banka ile ilgili kısım benim de dikkatimi çekmişti. Siz de bir alıntı yapmışsınız o kısımdan. Burada kitapla ilgili benim değerlendirmemi görebilirsiniz. http://kitapokurum.blogspot.com.tr/

Yorum Gönder