Küçük Arı

    "Çoğu zaman Afrikalı bir kız olacağıma madeni bir İngiliz Sterlini olmayı isterim. Herkes geldiğimi görmekten mutlu olurdu. Belki bir hafta sonu sizi ziyarete gelirdim; sonra, çok kararsız olduğum için, köşedeki dükkânda duran adama giderdim; ama siz o sırada tarçınlı kurabiye yeyip, soğuk kutu kolanızı içmekte olduğunuz için buna üzülmez ve bir daha beni hiç düşünmezdiniz. Tatilde tanışıp, sonra birbirinin adını unutan sevgililer gibi mutlu olurduk."
     Böyle başlıyor Küçük Arı'nın öyküsü. Kendi benliğini bırakıp, bir Sterlin olmayı isteyerek. Ve Küçük Arı öylesine saf, temiz kalabilmiş ki "medeni" toplumda, hâlâ bundan şakacı ve mizahi bir dille bahsedebiliyor. Ya da o gayet ciddi; biz bunun şaka olmasını istiyoruz.
    Hikâyeden pek bahsetmeyeceğim. Eğer edinirseniz, kendiniz okursunuz zaten. Ama şu kadarını söyleyeyim; Küçük Arı Üçüncü Dünya Ülkeleri diye sınıflandırdığımız ülkelerin birinden kaçıp İngiltere'ye sığınan mültecilerden birisi sadece. Saf, esprili, "Kraliyet İngilizcesini" bilen bir kız. Belirtmeden geçmeyelim ki Küçük Arı ve II. Elizabeth kurguları enfes. Okuyunca ne demek istediğimi anlarsınız.
    Gelelim bu kitabın yazılış amacına. Chris Cleave sizi "Birleşik Krallıkta Hayat: Vatandaşlığa Yolculuk" kitabından şu alıntı ile karşılıyor:

    "İngiltere, zulüm ve çatışmadan kaçan insanlara
    güvenli bir sığınak sağlama geleneği ile
    gurur duymaktadır.
"

    Chris Cleave kitabıyla göç ve iltica konularında farkındalık uyandırmak istiyor. Mültecilerin ve göçmenlerin rahat bir soluk alabilmek için kaçtıkları cehennemden sonrasını anlatıyor bize. Her ne kadar Küçük Arı'nın öyküsü kurgu da olsa, ülkesi Nijerya'daki petrol ve etnik sorunlar gerçek. Ve sömürge düzenini benimseyen toplum ve insanlar için Küçük Arı ve halkı, onun gibiler birer böcekten farksız. Ezilmesi, yok edilmesi önemli değil.
    Yazar romanıyla kendi ülkesinin duruşuna dikkat çekiyor. Peki bizim ülkemizin bu konulardaki tutumu nasıl? Dışarıyı okuyup eleştirmek kadar zevklisi yok tabii ki. Ama önce iğneyi kendimize batırmalıyız..
    
"İnsanlar yeterince haksızlığa uğradığında, yeterince dövüldüğünde çocuklar, insanlığa saldırırlar. Acı, adaletsizlik ve vicdansızlıkla yeterince hırpalandığında kendi kendini imha eden bir oraganizmadır insanlık. Bu yüzden yoksulluğun öfkesi dövmeye başlamadan insanlığı, biz "okumuş çocuklar" onlara yeni cümleler vermeyi dert edinmeliyiz."
Ece Temelkuran

2 yorum :

Her yaz o yılın en çok satanlarına bir göz atarım ,insanlar neler okuyorlar, neden okuyorlar diye.Küçük Arı romanı da geçen yaz okuduğum çok satanlardan biriydi.Kitabı okumaya başlamamla bitirmem bir oldu,kolay okunan bir kitaptı ama ben bu romanı çok sevemedim açıkçası.

Uçurtma Avcısı romanı yayımlandıktan bir süre sonra kitabın ticari başarısından nemalanmak isteyen bir sürü Orta Doğu konulu romanlar türedi,Küçük Arı romanı da her ne kadar yüzünü Afrika ya dönmüş bir roman olsa da bana bunlardan biriymiş gibi geldi.Ama yine de kitap okunmalı,bu kirli düzenin içine girmeme çabası veren bir kızın gözünden Afrika yı izlemek oldukça öğretici olabilir.

Uçurtma Avcısı konusunda haklısın. Orta Doğu'yu anlatan birçok roman çıktı. Ama ben Chris Cleave'in bu romanını Orta Doğu konusuyla alakalı bulmuyorum. Birincisi hikaye eleştiri açısından İngiltere'yi ve mülteciler konusunu ele alıyordu. Her daim ezilen ve hakkı aranan kişilerin, sömürgenin romanları yazıldı filmleri çekildi. Uçurtma Avcısı'nı da kendisinden önceki konuların Afganistan ve Taliban rejimine uyarlamış diye damgalayabiliriz. Bu bence yanlış bir tutum. Bu kitap hakkında olumsuz söyleyebileceğim şey, kitabın kapağındaki "Bir sonraki Uçurtma Avcısı." yazısıdır. Bu kitabın satması için yapıldığı halde kitabın değerine gölge düşürüyor bence. Ayrıca Uçurtma Avcısı ile Küçük Arı arasında ki fark da şu, Küçük Arı bence başarılı bir kara mizahtı.
Sevgiler. :)

Yorum Gönder