Sisifos Söyleni

   "İşte bu nedenle beni aşan ve benim bireysel deneyim çerçevemden taşar taşmaz anlamını yitiren bir kavramın basit tanımında coşkuyla kendimden geçemem. Üstün bir varlığın bana vermiş olabileceği bir özgürlük ne olabilir, bunu anlayamam. "Hiyerarşi" duygusunu yitirdim. Benim özgürlük anlayışım tutuklunun anlayışı  ya da devlet içinde çağdaş kişinin anlayışı olabilir ancak. Benim bildiğim tek özgürlük düşünce ve eylem özgürlüğü. Öyleyse, uyumsuz benim tüm ölümsüz özgürlük şanslarımı sıfıra indirirken, bana eylem özgürlüğümü verir, onun etkinliğini artırır. Bu umut ve gelecek yoksunluğu, insanın her şeye açık oluşunda bir gelişme anlamına gelir."
   Camus'ye göre her şeyden öte temel sorun yaşamın, yaşamaya değer olup olmadığı. Bu konuda diyebiliriz ki; eğer yaşam buna değer değil ise intihar anlaşılabilir bir şeydir. Kişi bu durumda bir uzlaşmaya koyvermiştir kendisini. Dünya karşısında bir kabulleniştir intihar. Düşünüldüğünün aksine yaşama başkaldırı değildir. Eğer başkaldırıdan söz edilmek istenirse o zaman, yaşam yaşamaya değer görülüp sonuna kadar sürdürülmeli. İnsan sonuna kadar yaşamalı ve onu tüketmeli. Durumlar karşısında tek yapabileceği, bilmeye çalışmaktan vazgeçmek ve yaşamaktır. Durasız, sonsuz yaşam peşinde koşulmaktansa şu anda elinde olanı harcamaya bakmalıdır. Galileo'dan örnek verir, sözünden dönmekle iyi yaptığından bahseder. Çünkü o ölür ise Dünya'nın Güneş çevresinde dönmesi ya da Güneş'in Dünya çevresinde dönmesi pek de fark etmeyecektir. Önemli olan kişinin yaşama devam edebilmesidir. Bu konu kimilerine kötü veya ahlaksız bir nitelik olarak görülebilir ancak Camus burada değer yargılardan uzak bir görüş geliştirip, varoluşun temel noktasından, var olmaya devam etmekten bahsediyor.

   "Bilmiyor değiliz, tüm kiliseler bize karşı. Bir yere varmayı isteyen yürek durasızlığa yan çizer, tüm kiliseler de ister Tanrısal, ister siyasal olsunlar, durasızlığa göz dikerler. Mutluluk ya da cesaret, gündelik ya da adalet onlar için ikincil amaçlardır. Getirdikleri bir öğretidir, buna katılmak gerekir. Ama benim düşünlerle ya da durasızlıkla işim yok. Kendi ölçüme uygun gerçekler, el dokunabilir bunlara. Onlardan ayrılamam. İşte bunun için hiçbir şey kuramazsınız benim üzerime; fatihin hiçbir şeyi sürekli değildir, öğretileri bile." 
   Yaşam saçmadır. Uyumsuz kelimesi sık sık karşımıza çıkar kitapta. Tam bir anlam verilemese de bu uyumsuz saçma, usa, mantığa uymayan, abes anlamlarını içerir. İşte yaşamı sürdürülmeye değer gören insan, uyumsuz insandır. Yaşam bizim bilebileceğimizin ötesindedir. Onu asla kavrayamadık ve kavramamız da mümkün olmayacak. Sadece yadsıyarak tüketeceğiz. Bu anlamda Camus kitabına Sisifos Söyleni adını verirken, Yunan Mitolojisindeki Sisifos'tan esinlenmiştir. Sisifos Tanrılar tarafından bir kayayı sürekli bir tepeye çıkarmaya çalışıp sonra onun aşağıya yuvarlanmasını görme cezasına çarptırılmıştır. Bu şekilde amaçsız ve sonsuz olarak bu döngü devam eder.

   "Sisifos bu dönüş, bu duruş sırasında ilgilendirir beni. Böylesine taşlarla didinen bir yüz, taşın kendisidir şimdiden! Bu adamın ağır ama eşit adımlarla sonunu göremeyeceği sıkıntıya doğru inişi gözlerimin önüne geliyor. Bu saat, bir soluk alışı andıran, tıpkı yıkımı gibi şaşmaz bir biçimde geri gelen bu saat, bilincin saatidir. Tepelerden ayrıldığı, yavaş yavaş tanrıların inlerine doğru gömüldüğü saniyelerinin her birinde, yazgısının üstündedir. Kayasından daha güçlüdür."
   Sisifos örneğinde de olduğu gibi birey intiharı seçmektense, yaşama devam etmeyi seçmelidir der Camus. Çünkü uyumsuz insan başkaldırıyı seçmelidir. Ancak bu şekilde var olmaya devam eder kişi. Camus didinmek bile insanı mutlu etmeye yeter derken, yaşamı yaşamaya değer gördüğünü kabul etmiştir. Kişi var olmadıktan sonra hiçbir şeyin bir anlamı yoktur. Çünkü kişi bir durasızlık peşinde koşmamalıdır. Önemli olan, şu anda elimize verilen yaşamı tüketmek, düşünce ve eylem özgürlüğümüzü sürdürebilmektir.
   Sisifos Söyleni Tahsin Yücel'in çevirisi ile, Can Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

   "Sisifos'u dağın eteğinde bırakıyorum! Kişi yükünü eninde sonunda bulur. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün bağlılığı öğretir. O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. Bundan böyle, efendisiz olan bu evren ona ne kısır görünür, ne de değersiz. Bu taşın ufacık parçalarının her biri, bu karanlık dağın her madensel parıltısı, tek başına bir dünya oluşturur. Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos'u mutlu olarak tasarlamak gerekir."

3 yorum :

O la!

Sondan önceki paragraf

Okurum

sisifos, suç ve ceza'da dostoyevski'nin bahsettiği, sadece iki ayağını koyabilecek yere sahip olan, çevresinde sonsuz fırtınalar, kıyametler kopsa da yaşamını sürdürmeyi yeğleyen (söz konusu 'sırf yaşamak' olsa bile) yeğleyecek olan insan'a benziyor -ya da bu insan sisifos'a benziyor demeliyim.

güzel bir inceleme olmuş...

Sağ olasın. Dostoyevski ile Camus varoluşçu edebiyatın temel taşları. Kimin kime benzediği ise meçhul sanırım.

Yorum Gönder