80'lerde Çocuk Olmak

"Yarın sabahtan ilk iki ders matematik olsa da, banyo yaptıktan sonra pembe pijamalarımı giyip, annemin sobada kestane pişirmesini, bazen de ütü yapmasını ve Bizimkiler'i izlemeyi çok seviyorum. Ablama sorsanız çok sıkıcı, o Parliament Sinema Kuşağı'nı seviyor. Ama benim o saatte yatakta olmam gerektiği için ben izleyemiyorum. Olsun bir gün ben de büyüyeceğim ve o saatte yatakta olmak zorunda olmayacağım. İşte o zaman Bizimkiler'i seyrettikten sonra Parliament Sinema Kuşağı'nı seyredeceğim." -İdil Giray
   80'lerin çocuklarına en çok iz bırakan şeylerden biri televizyon olsa gerek. 90'larda da bu böyle. Her ne kadar yazarınız olarak 80'lerde çocuk olamamış, o zamanlar portakalda vitamin olarak takılmaya devam etsem de 90'larda çocuk olabildim. Ve sanırım gerçek anlamda sokakları evi bilen son çocuklar da bizdik. 80'lerin çocuklarının kitapta yüzlerine masum bir tebessüm yerleştirerek anlattığı ne varsa, bizim zamanımızda da vardı. Bilmiyorum belki de bizim kuytu, köşe mahallelere 90'lar gelmek bilmemişti. Onun yerine sinek arabası geliyordu düzenli olarak. Ben portakalda vitamin değil de portakal bende vitamin olmaya başladığı zaman bile Bizimkiler oynar Parliament Sinema Kuşağı Karla Bonoff'un şarkısıyla açılmaya devam ederdi. Pazar akşamlarımın hep bir kapışma halinde geçtiğini bilirim anane oturmalarında. Hmm evet, artık arada bir katılsam da yıllardır ananede pazar gecesi ziyaretleri devam eder. Ama artık ne kapışmalar var televizyon için ne de eskisi gibi keyifler. Biz büyüdük ve kirlendi dünya gerçekten.
   Hatırlarım, babamla kapışırdık en çok. Bizimkiler izlerdi o. Her daim bu tarz diziler hoşuna gitmiştir. Bu yazıyı yine bir pazar gününe denk getirdim. Ve erken kalkan babam, yine ne yazıyor bu diye çaktırmadan bakma amaçlı dolanıp duruyor. "Yazı yazıyorum rahatsız etmesene!" diye terslesem, odadan çıkmaya zorlasam da, gerçekte ne demek istediğimi sanırım o da anlayabiliyor, ben de. Belki de gerçekten 80'leri kıyısından, babasının dizinin dibinde yaşayan 90'lar çocuğu olduğum için mutluyum.
   "Karıncalar ağustos böceğini yuvanın ağzından içeri sokmayı başarıyorlar. Mikrokosmos bu mu? Çocuklardan biri keserin sapını karınca yuvasına sokuyor. Keserin ağzını tutarak, yuvanın içine doğru iyicene kanırtıyor, eşeliyor, dağıtıyor yuvayı. Etraf savaş alanına dönüyor. Yer gök karınca... Asker karıncalar saldırıya geçiyor. Yapma bir coşku ile evlere doğru kaçışıyoruz. 'Kenan Evren'in askerleri geliyor... Kenan Evren'in askerleri geliyor...' diye bağrışıyoruz.
   Kenan Evren'in askerlerinden kaçarken, evin önüne geldiğimde bir çift bacağa çarpıyorum. Kafamı kaldırıp bakıyorum: Babam. Yanmış bir kibrit çöpüne benziyor. Saçı sakalı uzamış, zayıflamış. Yeşil parkası ile karşımda dikiliyor. İki aydır ortalarda yoktu. Bacaklarına sarılıyorum babamın. DİSK'e üye olduğu için hayatını bir süreliğine gasp etmişlerdi. Diz çöküp boyunu boyuma eşitliyor. Aslında işkenceden geçmiş bedeninde derman kalmadığı için çökmüştü. Gözlerimin içine bakıyor, sarılıyoruz baba oğul. Uzaktan top sesleri gelmeye devam ediyor.
   Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı: Evimizin az ilerisindeki askeriyede ve vatanın her karış toprağında etkinlikler devam ediyor.
   Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı: Babamın eve döndüğü gün.
   Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı:Ağustos böceğinin gününü gün edip toprağa düştüğü gün.
   Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı: Tatil kitabımın Ağustos Böceği ile Karınca sayfasını yırttığım gün.
   Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı: Tatilin bitmesine ve Menekşe'yi görmeme iki hafta kaldı." -Bülent Çolak

   O çocukların aklında asker, aşk, televizyon, Candy, Voltran o kadar karmaşık şekilde yerleştiler ki, onlar da davranışlarının, kimliklerinin neyin etkisi altında olduğunu belki tam kestiremiyorlar. Belki Kenan Evren'in askerlerinin silahlarının gölgesi altında yaşadılar aşkı, belki de Candy'nin Japonca jenerik şarkısı eşliğinde. Belki mahallede ne zamandır görünmeyen, ortadan kaybolan bir solcu ağabeyin gitarı eşliğinde masumane bir çocukluk aşkı. Ama şu da o kadar büyük bir gerçek ki 80'lerin faşist cuntası o zamanın çocuklarına, aydınlarına öyle temiz bir darbe vurmuştur ki toparlamak, telafi etmek neredeyse imkansız gibidir.
   Onun dışında darbeye en açık şekilde maruz kalan, belki de en büyük hakareti, en büyük inkarı yaşayan halkın, Kürt halkının da öyküleri vardır. Dilini, varlığını inkar eden bir yumruğun altında yaşamak en zoru olsa gerek. Anaların gözyaşlarını tutmaya çalışması, oğullarını kaybetmesi en zoru olsa gerek.
    "O günlerde, Mamak Askeri Cezaevi'ndeki Kamber Ateş, tek kelime Türkçe bilmeyen annesini bekliyordu görüş gününde... Annesi, oğlunu görür görmez çırpınıp tel örgülere çarparak sordu: 'Kamber Ateş nasılsın?'
   'İyiyim anne, sen nasılsın?'
   Annesi yanıtladı:
   'Kamber Ateş nasılsın?'
   Annesi durdu, bekledi, yaşlı gözlerle oğluna bakarak inildedi:
   'Kamber Ateş nasılsın?'
   Kamber, annesinin, öğrenebildiği tek Türkçe cümleyi tekrarladığını o zaman anladı.
   'Kamber Ateş nasılsın?'da, 'Oğlum, sağlığın yerinde mi, sana eziyet ediyorlar mı, karnın doyuyor mu, canım yavrum merhaba, hoşça kal aslan oğlum' saklıydı." -Onur Behramoğlu

   Kadir Aydemir'in belki de unutuşa inkar niteliğinde derleyip düzenlediği, bir dönemin çocuklarının, aydınlarının sesi olan 80'lerde çocuk olmak Yitik Ülke Yayınları'ndan. Her şeye rağmen, belki de hâlâ insanlığın ölmediğine komşunun gönderdiği bir tabak sıcak aşureye bakarak ve meselimin sonuna gelip size 80'lerde Çocuk Olmak'ı okuyun diyerek inanmak istiyorum. İzninizle ben aşuremi yemeye gidiyorum.

8 yorum :

Öyle güzel milenyum yaşıyoruz ki artık, 500 haneden fazla nüfusla köyden büyük sitemizde, kimsenin aşure yaptığını bile sanmıyorum..

Şanslı olanlara afiyet olsun
Biri seksenler mi dedi? Geçen yüzyılı mı andınız?

Orta Karar gel beraber kaşık sallayalım, ananemin yaptığından duruyor hâlâ buz dolabında. Ama söyleyeyim onun üstünde komşunun getirdiğindeki gibi renkli süsler yok. Affet, onu bitirdim.

Afiyet olsun!

Ben aşure sevmem zaten..Bırakın da 'Kedi ulaşamadığı ciğere pis' desin..

(Paylaşmak koktu bol bol..ne güzel oldu)

anfide okumamla birlikte yüzümde uzun zaman sonra gerçek bir gülümsemenin, içimde ise gerçek bir özlemin oluştuğu harika bir kitap. yolları o yoldan geçen herkesin aslında.

zamanÖldüren, o kitabı nerden buldun ki? Neyse çirkinleşmeyeyim, güle güle oku. :)

o kitabı damak tadı garip bir peygamber verdi bana be :)

bir tabak aşure ne çok duyguyu özümser.

Bir tabak aşure uğruna yaşamıyor muyuz, sevdiğin elinden gelen?

Yorum Gönder