Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu

   "Çektiğin acıyı ben de anlıyorum. Fakat bu herkesin başından geçiyor. O yüzden senin de katlanman gerek. Sonrasında kurtuluş geliyor. O zaman artık sen, hiçbir şeyi dert etmeyecek, üzülmeyeceksin. Hepsi kaybolup gider. Geçici heveslerin hiçbir değeri yok. Beni daha kötü konuşturma, gölgeyi unut. Burası dünyanın sonu. Dünya burada sona erer, ötesi yoktur. O yüzden sen de artık hiçbir yere gidemezsin."
      Sanırım yaşadığımız bu diyar, haşlanmış harikalar diyarı. Ve herkes için dünyanın bir sonu vardır.  Dünyanın sonuna gelmeden önce bu haşlanmış harikalar diyarında zaman öldürüyoruz. Bob Dylan dinliyor olabiliriz. Kitap okuyor olabiliriz. Tercihe göre kızlarla, erkeklerle yatıyor da olabiliriz. Sonuçta haşlanmış bir harikalar diyarı bu ve hepimiz sonu bekliyoruz gerçekten, yağmur damlalarının yere çarpacağı anı beklediği gibi.
   Ceketlerimiz, televizyonlarımız ve içki şişelerimiz var. Kimimizin eski moda romanları, kimimizinse yeni çıkan kitapları var. Kimimiz Jane Austen severken, kimimiz Salinger seviyor. Ve bazısı bu haşlanmış diyardaki her şeyi seviyor. Sonun geleceğini bilse bile direniyor. Bekçinin dediği gibi geçici heveslerin değeri yok mu gerçekten? Son geldiğinde huzura erecek miyiz yoksa hüznümüz ve sevincimiz, en azından şarkılarımız için direnmeyecek miyiz?

   "Önce yürek sorunu. Sen bana bu şehirde, savaş nefret ve ihtiras olmadığını söyledin. Ne güzel. Gücüm yerinde olsa alkış tutmak isterim. Fakat savaş, nefret ve ihtirasın olmaması demek, bunların zıddının da olmaması demektir. Bunların zıddı sevinç, mutluluk ve aşktır. Ancak ihtiras, yok oluş, üzüntü olursa sevinç var olabilir. Umutsuzluk olmadan, mutluluk hiçbir yerde var olamaz. Bu benim sözünü ettiğim doğa işte."
   Savaş olmasaydı barış da olamazdı, üzüntü olmasaydı sevinci de bilemezdiniz. Varlık ve hiçlik insan zihninde yer alır. Birilerinin savaşları ve üzüntüyü durdurmasını beklemeyin. Onlar her zaman olacaklar ve bunların zıddı için çabalamayı bilmek gerekir. İnsan yüreğinin ihtiyaçları için bu çaba gereklidir. Ve eğer istiyorsanız, bunun için çabalamalısınız. Çabayı bırakmak da tercihleriniz arasında nitekim kendinizi yıkmaya hakkınız var.

   "Sesli sesli ağlamak istedim, ama ağlayamazdım. Gözyaşı akıtmak için fazlasıyla yaşlanmış, fazlasıyla deneyimlerden geçmiştim. Dünyada gözyaşı dökülemeyecek üzüntüler vardır işte. Bunu kimseye anlatamayacağınız gibi, anlatsanız bile hiç kimsenin anlayamayacağı türden şeylerdir. O üzüntü sürekli hiç değişmeden, rüzgarsız bir gecede yağan kar gibi sessizce yüreğinizde birikir durur."
   Bazen çabalarınızın hiçbir şey ifade etmeyeceği durumlar da gelecektir elbette. Sadece kar tanelerinin düşüşünü izlemek ve yüreğinizdeki sızıyı hissetmek kalır yapabilecek. Yüreğinizde biriken bu karlar gözyaşlarınızı dondurur ya, ağlayamazsınız. Tek yapmanız gereken bu haşlanmış harikalar diyarına bir hoşça kal demek ve dünyanın sonunu beklemektir. Ve unutmayın; dünyanın sonu insanın yüreğinin içinde gelir.
   Haruki Murakami'nin kitabı, Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu, Doğan Kitap'tan. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

Yorumlar

  1. öyle ya da böyle dünyanın sonu kişinin kendi ölümü. yaşam boyu farklılıklar içinde olsakta sonumuz herkes için aynı. bunu bilmekte ben de bıkkınlık ve eylemsizliliğe yol açıyor.

    YanıtlaSil
  2. Beklenen son olmamalı aslında, sona varana kadar geçen zaman olmalı. Tabii vadedilenler değerli gelir mi bilmem. Dünyadan el etek çekmek de tercih...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder