Kayda Geçsin

   "Zulüm, isyan ettirmez. İnsanın kendinden büyüktür sabrı. Ama zulüm, insanı insanlıktan çıkarır. İnsan sefaletini görür, utanç biriktirir. İnsan zulme değil bu utanca katlanamaz. Utançtan kaçmak için bütün yollar tükendiğinde isyan başlar, ondan önce değil. Kalabalıklar, liderlere değil bu utancın dayanılmazlığına iman eder. İşçiler de, yoksullar da, halklar da, işgale uğramış ülkelerin ulusları da ayaklanarak bu utancı savmak isterler."
 
   İnsan öyle karanlıktır ki aslında; zulüm, kan ve katliam doğurmaktan asla vazgeçmez. Masumu katletmekten, hayasızca gülmekten bıkıp usanmaz. Ama bu dünya üzerinde, insanların içinde karanlık olduğu kadar ışık da mevcut. Ve o ışık, karanlığı aydınlatmaya yetecek kadar güçlü. Sokağa çıkın bir, bağıran insanları dinleyin. İstekleri ekmek mi, su mu, para mı? Ciddi anlamda bir bakın yüzlerine, ezilmişliklerine. İnsan huzur ister, güven ister, gülümsemek ister. Ve bunlar olmazsa yeri gelir sokağa dökülürler, isyan ederler. Ve artık isyan etmişlerin önünde durabilecek çok az şey vardır. Ben hâlâ insanın içindeki ışığa inanmak istiyorum. Ve tabii biliyorum ki, bu ışık saman alevi gibi. Işığa güç verecek şeyden hep mahrum bu kalabalıklar. Işığı yakacak güç bu utanç, ama onu sürdürecek şey utanç değil.

   "'Türkiye'nin Ruhu' adlı romanına çalışırken kaybettiğimiz Oğuz Atay, Günlük'teki notlarında şöyle diyordu: 'Bizim "ilk günahımız" belki de budur: Kapalı sistem yarattıklarının dış dünyaya karşı beslediği korkudur. Yaşama korkusudur.' Hepimizin ortaklaştığı yer burası olmasın sakın? Tanışmaktan korkuyoruz. Birbirimizden artık korkmamaktan korkuyoruz. Yani korkusuz yaşamaktan... Ülke; Kürtlerden endişelenmemekten, İslamcılardan korkmamaktan, Atatürkçülerle barışmaktan ve daha birçok şey ile birlikte bu 'dağınık fotoğrafın' normalleşmesinden korkuyor. Toplumsal kesimler tanışmak yerine, enerjilerini, karşı tarafın kendisinden sakladığı bi 'ajandası' olduğu sanrısını bina etmeye harcıyor."
   Dedim ya, insan huzur ister ve en önemlisi "güven" ister. Birbirine güvenmek ister. Sırtını dayayacak bir dost, güldüğü zaman gülecek bir dost arar. Ve insandan; insan kanından, etinden ve kemiğinden rant sağlayanlar da pekâlâ bilir bunu. Önce insanlar arasındaki güveni bitirirler. Korku ekip, zulüm biçerler. Ve insan tek başınayken sanıldığı kadar güçlü değildir. İnsan kırılgandır, zayıftır. Güvendikleri ile beraber güçlüdür insan, sevdikleriyle ve korumak istedikleriyle.
   Ece Temelkuran'ın yazdıklarını okurken şunu hissediyorsunuz: Ülkenin gündemine, siyasetine ve en önemlisi de insanına bakmaktan korkmuyor. Bilmiyorum belki de, korku doğru kelime değildir. Şöyle diyelim, belki o da gözünün göreceği acımasızlıklardan, yaşananların acısından korkuyordur ama sesini çıkarmaktan da vazgeçmiyordur. Tutuklu gazeteciler için yazıyordur. Zulüm gören halklar için yazıyordur ve "insan" için yazıyordur.
   Işıktan bahsettik, insandan, gülmekten ve güvenden. Yalnızlıktan değil, birlikteliklerden...

"Bir düşünce dolanıp duruyor yüreğimde-
Öyle bir bengi sudur ki hayat bu anda
Ona zehirlerini katan tiranlar
Ne bugün ne yarın, asla kazamayacaklar.
Ne çıkar aşkın taht odasını aydınlatan
Mumu söndürseler de? Güçlüyseler
Ayı söndürsünler, görelim hele."
                                     Faiz Ahmed Faiz
   Bir de kitabın bende ayrı bir yeri var, izin verirseniz biraz bahsedeyim; akşam saat sekiz civarıydı, tam elimdeki kitabımı henüz bitirmiştim ki, kapı çaldı. Kargodan gelen bir paket vardı. Açtım baktım. "ismime" imzalatılmış bir kitap. Kayda Geçsin denilip tarih atılmış Ankara imza gününde. Aslında kitabı değerli yapan bu değildi. Kitabın içinde bir not daha vardı kendime sakladığım, gönderen tarafından yazılmış. Ve diyorum ya ben hâlâ insana inanıyorum, ışığa...
   Ece Temelkuran'dan Kayda Geçsin, Everest Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

2 yorum :

"Yazmak, müzik, dans, oyun, anlatmak... değil: Sen, içini çıkarıp vermek istiyorsun başkalarına. Başkaları da bilsin, sana baksınlar diye. Çünkü orada baktıkça, tanıdıkça, anlattıkça çoğalan, gerçekleşen bir acı var. Bütün organlarını yuvalarından çıkarıp başkalarına vermek istiyorsun. Bilsin bakalım onlar da nasıl oluyormuş hiç anlaşılmayacak bir dilde oluşan bir başka evreni...taşımak... içinde."
Ortak meramımız insan olmak olmalı değil mi?
Eline sağlık...

güzel bir yazının sonunda süprizi okuyunca gülümsedim :)

Yorum Gönder