Çocukluğun Soğuk Geceleri

   "Saplantıların acıları burada da sürüyor. Uyandığım an başlayan, uykunun derinliklerinde ancak biraz azalan acı. Arkadaşlarıma belli etmemeye çalışıyorum. Onlar şakacı, özgür 'beni' arıyor. Bulamıyor. Onların dünyasında iniş çıkışlar bu denli büyük değil. Onların dünyasında çoşku delilik seviyesine varmıyor. Onların dünyasında bunalım ölüm korkusuna , belki de ölüm isteğine dönüşmüyor. Onlar yemek yemeyi her zaman seviyor. Düzenli yemek yiyorlar. Duygusal çoşkular yemek gibi beslemiyor onları. Onlar işlerine inanmış. Onlar 'başkaldırmayı' savunurken, belli bir düzenin akışındaki yerlerini korumaya çalışıyorlar."
   Hani Nilgün Marmara  diyor ya; "Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere göğe zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi?" Kimilerine dokunan hiçlik tanrısıdır. Aynı tanrı, yere, göğe, zamana... sonsuza dek sürecek olan her şeye dokunmuştur.

    "Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun. Bir haykırış!"

   Ve bu tanrı tarafından kutsananlar bazen dünyanın acılarını ve hüzünlerini diğerlerinden farklı algılar, hisseder ve yaşar. Onlar için yaşamın kendisi pek fazla şey ifade etmez. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bu hiçlik tanrısı, onları zamanın akışındaki boşluğa bırakmıştır.

   "Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeye iten bir kaygı."

   Yaşam bir kaygıdan ibaret yalnızca. Bırakıldıkları boşlukta, yaşamın kaygıdan öte bir anlamı kalmıyor. Yaşamın getireceği coşkuların, delilik seviyesinde olması bile pek bir anlam içermiyor. Gerçekten onlarla da olur, onlarsız da. Hatırlandıkları zaman yalnızca mutluluk ve keder getirecek olan anılar bunlar. Çocukluğun soğuk gecelerinin anıları gibi...
    "Yeni gelişen araba tutkusu. Devrilen bir yönetim. Devrimle değişmeyen ortam. Yüreğe işleyen Rus yazını. Değişmeye başlayan kent. Genişleyen bulvarlar. Yükselen Hilton Oteli. Birbirini sevmeyen anne babalar. Tanrısıyla evlenen rahibeler. Kanımıza işletilen aile bağları. Kanımıza işletilen vatan sevgisi, vatan. Kanımıza işletilen vatan, vatan, vatan...
   Öğrendiklerimi unutacağım. Okulun önünden bir daha hiç geçmeyeceğim. Çıkmaz sokağa ve öğretmen ana babaya da dönmek istemiyorum. Benimle evlenmek isteyen ağabeyimin arkadaşlarından biri var. Seviyor beni. Eve dönmemek için ona gideceğim. Plaklarım, kitaplarım olur. İstediğimi okurum, istediğim zaman yatarım, istediğim zaman evden çıkarım. Yalnız geceler de biter.
   Çocukluğun soğuk geceleri de."
 

   Ve bu boşlukta bırakılanlar öylesine bağsız ve özgür olmak isterler ki; dış dünya ile kavrayışları arasına hiçbir müdaheleye izin vermezler. Vatan, ana, baba, akrabalar, insanlar, dünya... Bunlar sadece yeni bağ ve ipler sarar vücutlarına. Akışı keser, akıp gitmeye olanak vermezler. Oysa onların istediği sadece seyirdir, uzaktan bakmak, akışa kapılmak, özü kavramaktır. Tüm varlık budur, anları anlamak ve kavrayışın getirdiği hazdır her şey. Her şey akıştır. Ve bu akış boşlukta, sonsuza dek uzanır.

   "Caddelere çıkmak, doymak bilmediğim sokaklara bakmak, yeni köşeler keşfetmek, yabancı insanları seyretmek, doyumsuz yaşamı gözlerimden yüreğime indirmek istiyorum. Kısacık anlarda çeşitli olayları, insan varoluşunun özünü, zaman ve duyguları sınırsızlık içinde derinliğine düşünen insanlar çok mu? Bilmiyorum."
   Aslında tüm istenilen budur. Bütün bağlardan kopmak, hiçbir bağı arzulamamak ve bu sınırsızlık, sonsuzluk içindeki duyguların, anıların, anların kavranışı. Bağlar, insana yalnızlık ve acı getirir bazen. Bağların kopmasının acısı, yalnızlığın ve soğuk gecelerin acısı dayanılmaz olabilir. İstenilen yalnızca şudur. Doyumsuz yaşamı, gözlerden yüreğe indirmek.... Fazlası değil.

   Tezer Özlü ve Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yapı Kredi Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

3 yorum :

çok çok severim t.özlüyü. belki umutsuzluğunu kendime yakın bulduğumdan. kitabını bunalarak ama bunu da sverek okudum..

Derinlik; en büyük merakımız oldu... Adı üstünde derinlik:
yüksele alçala,bata çıka... / akıştaki en mühim parça!

Yorum Gönder