Her Şey Aydınlandı

   "Çember akşam çöktüğünde kapanır, mahzunluğunun azameti altında yapayalnız, hedefsiz suçluluk duygusunda yapayalnız, hatta yapayalnızlığında bile yapayalnız kalırdı. Mahzun değilim ben, derdi kendi kendine defalarca, mahzun değilim. Sanki günün birinde kendi kendi kendini ikna edecekmiş gibi... Ya da kandıracakmış gibi... Ya da başkalarını (mahzunluğunu bilmekten daha beter tek şey, başkalarının da bunu bilmesiydi)... Mahzun değilim ben. Mahzun değilim ben. Yaşamı sınırsız mutluluk potansiyeli barındırdığından, beyaz bir oda kadar boştu. Kalbini kendisine ait değilmiş gibi çıkarıp evcil bir hayvan misali ayakucuna yerleştirerek uyurdu. Ve her sabah önceki günkünden biraz daha ağır, biraz daha zayıf ama pompalamaya hâlâ devam eden yüreğini yine göğüs kafesinde bulurdu. Ve ikindiye doğru yine başka bir yerde, başka birisi, başka yerdeki başka birisi olma arzusu altında ezilirdi. Mahzun değilim ben."
   Akşam çöktüğünde, kara alevler göğü yakmaya başladığında, zamandan ve mekandan habersiz mutlu insanlar, gündüzün insanları, yalnız olmayanlar uyumaya, dinlenmeye ya da yataklarında birbirlerini sevmeye gittiklerinde, geriye kalan gecenin insanlarıdır. Onlar yapayalnızlıklarında uyuyamazlar. Onlar yıkılmış, yakılmış ve yok edilmiş kasabaların inatla direnen kalıntılarıdır. Onlara gökten düşen kara alevler cehennemi yaşatır. Ve inanın; bu kara, yalnızlık cehenneminde mahzun olmayan bir kişi bile olmadığını biliyorum. Sert kabuklarının altında insanlar, yaşamak için çığlıklar atar ve buldukları bütün bağlarla yaşama tutunmaya çalışırlar. İnkâr edebilirler; inkâr, mahzunluğun ilk aşamasıdır çünkü.

   "E, bak şöyle diyeyim: Tanrı eğer varsa, hüzülenecek çok şeyi vardır. Eğer yoksa bu da O'nu hüzünlendirecektir herhalde. Kısacası sorunun cevabı bu: Tanrı mahzun olmalı."
   Tanrı, bu kara cehennemdeki mahzunlar için mahzun olmalı. Kendi yalnızlığı için mahzun olmalı. Ve mahzun olduğu, olmak zorunda olduğu için mahzun olmalı. Eğer gerçekten Tanrı insana ruhundan bir şeyler üflemişse; bu üflediği yalnızlığı, kendi mahzunluğu olmalı. Burada, bu cehennemde yananlarsa bu yalnızlığı yüreğinde ve aklında fark edip Tanrı'ya başkaldıran asiler olmalı. Her gece, herkes uyuduktan sonra kendi mahzunluklarını inkâr edip, tutunacak bir bağ arayanlar bu günahkârlardan başkaları değildir. Geceleri yalnızlıklarına ağlayıp, gözyaşı akıtanlar bu günahkârlardır. Ve evet, Tanrı mahzun olsa iyi olur, çünkü bu günahın sebebi odur.

   "Madem dünyada gerçek sevgi yok, o zaman yeni bir dünya kurarız; kocaman duvarlar öreriz ve içini yumuşacık kırmızılarla döşeriz ve kapısına bir mücevhercinin mücevher kutusuna düşen elmastan çıkacak sesi çıkaracak ve böylece sesini hiç duymayacağımız bir tokmak takarız... Sev beni çünkü sevgi yok ve var olan her şeyi denedim."
   Bu günahkârlar ve asiler için yapılacak tek bir şey vardır. Kendi ördükleri duvarlarla, kendi dünyalarını kurup, cehennem alevlerinin kendilerine ulaşmayacağını ummak ve kendilerine bu yalnızlığı üfleyen Tanrı'ya başkaldırmaktır. Her gece, karanlık çöktükten sonra yalnızlıkları için isyan eden bu asiler, kendi yaratıları olan dünyada kendi geçmişlerini, geleceklerini, topraklarını ve akıttıkları gözyaşlarıyla oluşan nehirleri keşfetmeye, yolculuğa çıkarlar.
   Jonathan Safran Foer'dan Her Şey Aydınlandı, Siren Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

               Mahzun değilim ben...

1 yorum :

Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın'dan sonra kesinlikle okumak istediğimiz ve alınacaklar listesinde ilk sıralarda yer alan bir kitap. Henüz Jonathan Safan Foer ile tanışmayan varsa, daha fazla geç kalmasın deriz.

Yorum Gönder