Ses, Ses, Yalnız Ses

"Bütün kavramların ve ölçütlerin anlamlarını
yitirdikleri ve -değersiz demek istemiyorum- giderek
sarsılmaya yüz tuttuğu bir çağda yaşıyoruz... dış dünya
öyle tepetaklaktır ki inanmak istemiyorum."
Furuğ Ferruhzad
   Bir tarafta Şah'ın saltanatının sembolize ettiği batıya bağımlı sermayenin diktası ve diğer tarafta ise düşünmeyi neredeyse günah sayan bağnazlığın sembolü, Furuğ'un cenaze namazını bile kılmayan, mollaların dini diktası. Kavramlardan ve ölçütlerden, ve sarsılmalarından, ve giderek anlamsızlaştığından bahseden kadın, yaralarım aşktandır diyerek şiirleriyle inanmak istemediği dış dünyayı öyle bir sarsmıştır ki!

         İza zülziletil erdu zilzaleha! (Kuran. 99. Sure, 1. Ayet)
         *Ne zaman ki yerküre sarsılır, ne sarsılma!

   Erkeklerin, erkek zihniyetinin egemenliğindeki dönemin İran'ında, kadınlığını anlatan, aşklarını anlatan ve dönemin dili kesilmiş, diri gömülmüş kadınlarının sesi olan Furuğ! Kendisine dil uzatanlara boyun eğmemiş Furuğ! Toplumun ahlak bekçileri tarafından fahişelikle ve nankörlükle suçlanan, evladı elinden alınan ve bunlara göğüs geren Furuğ! 1966 yılında Bernardo Bertolucci'ye konuşan Furuğ; "Bir aydın toplumun gözlemcisidir, hemen hemen ona sırt çeviren toplumun." derken pekâlâ kitlelerin iki yüzlülüğünden haberdar.
  
   "...madem erkekler ve eril zihniyet, kendi tohumundan olmayanı haram ve haramzadelik olarak betimliyor ben de diyorum ki, tüm bu betimlemelere karşı durmanın yolu edebi piçliği ve haramzadeliği kabullenmektir! Daha doğrusu piççe diretmektir!" 
Haşim Hüsrevşahi

   Furuğ "Günah" şiirinden sonra baba evinden kovulmuştur. Artık yapabileceği, yapmak istediği ve yaptığı tek bir şey kalmıştır; edebi piçlik. Babası, kocası ve tüm diğer despotizme karşı edebi piçlikte diretmiştir. İkinci toplu eseri Duvar'ı kocası Perviz Şapur'a ithaf ederek 1956 yılında yayımladı. Bu ithaf neden önemliydi? Furuğ'un kocasına ithaf ettiği Duvar'da, Günah şiiri de yer alır. 

"günah işledim lezzet dolu bir günah
alevli yangılı bir kucakta
günah işledim kinci, sıcak
ve demirsi iki kol ortasında"

   1951 yılında evlendiği kocasından, 1954'te ayrılır Furuğ.  Şiir yazmaya, İran kadınının sesi olmaya devam eder. 1958'de yeniden aşık olur. İbrahim Golestan -evli, iki çocuk babası, film yapımcısı. Komünizmin o günkü örgütü olan Tudeh Partisi'nin üyesi. Bu aşk Furuğ için "Yeniden Doğuş" olur. Ve şiiri artık çok daha üst mertebelere ulaşmıştır.

"ah...
budur benim payıma düşen
budur benim payıma düşen
benim payıma düşen
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette
benim payıma düşen, anılar bahçesinde hüzünlü gezintidir
ve 'ellerini seviyorum' diyen
sesin hüznünde ölmektir

ellerimi bahçeye dikiyorum
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklar"
   Ve 32 yıl, bir ay yaşayan o genç eller için erken ölüm vaktidir. 1967 yılının,13 Şubat Pazartesi günü Furuğ annesinin evinden çıkar. "Anneciğim saçlarını tara! Böyle çıkma dışarı." diyen annesine; "Bırak anne! Kime tarayacağım saçlarımı?" der. Saat dört sularında arabayla caddeden aşağı inerken Şehriyar İlkokulu öğrencilerini taşıyan arabayla karşı karşıya gelir ve onlara çarpmamak için direksiyonu kırar...

   "Ve son kehaneti: O yağmurlu gün annesiyle ölüme vedalaşırken saat dörttü. İki gün sonra toprağa verilirken kar yağıyordu:

zaman geçti
zaman geçti ve saat dört kez çaldı
saat dört kez çaldı
bugün aralık ayının yirmi biridir
 ben mevsimlerin gizini biliyorum
ve anların sözlerini anlıyorum
kurtarıcı mezarda uyumuştur
ve toprak, ağırlayan toprak,
dinginliğe bir belirtidir.
....
acaba saçlarımı yeniden
rüzgârda tarayacak mıyım?
acaba bahçelere menekşe ekecek miyim?
ve sardunyaları
pencere ardındaki gökyüzüne koyacak mıyım?
dans edecek miyim yeniden bardaklar üstünde?
kapı zili acaba beni
yeniden sesin bekleyişine doğru götürecek mi?

"bitti artık" dedim anneme
"hep düşünmeden önce olur olanlar
"gazeteye başsağlığı ilanı vermeliyiz" dedim.
....
inanalım
soğuk mevsimin başlangıcına inanalım
düş bahçelerinin yıkıntılarına inanalım
işsiz devrik oraklara
ve tutsak tanelere.
bak nasıl da kar yağıyor...

belki de gerçek o iki genç eldi, o iki genç el
durmadan yağan karın altında gömülmüş olan
ve bir dahaki yıl, bahar
pencerenin arkasındaki gökyüzüyle seviştiğinde
ve teninde fışkırdığında
uçarı yeşil saplı fıskiyeler,
çiçek açacak o iki genç el
sevgili, ey biricik sevgili

inanalım soğuk mevsimin başlangıcına."

9 yorum :

kitabın hatırlatacağı şeyler artık mutlu olmayan şeyler. şeyler içinde... ama güzel. ama, acı verici.

TANRININ AKTARDIĞI MEVZU

Furuğ Ferruhzad’a

bir dikenin üstünde taşıdın saadeti
taşırdın onu sokak sokak
ve diyar diyar gezdirdin
büyüttün toprağında bereketle
itinayla sevdin gerçeğin beş harfini de -

her şeyle birlikte -

- nefes aldın
ölsen de bir kuş gibi
hatırlattın hep kendine uçmayı
yükselen bir yalnızlıktı senin adın

kendine çekilirken o sessiz saatlerde
korkunçtu duyduğun sırlar
ve o kadar da üzünç dolu!
ama başardın şiirle hayatta kalmayı

Ölümle yarım kalan bir hayatsın diyemem sana Sevgili Furuğ Frruhzad. Sen içinin yankılarını özgürlükle, delibaşlılıkla harmanlayıp yaşadın hayatı dibine kadar. Hayat kokan ağzını hep öptün gözyaşlarına rağmen. Şiirdi seni kurtaran. Uğruna ödediğin haksız bir bedeldi bu. Günlerdir oturup zenginliği okuyorum aşklaştırdığın kitaplarda… Kimi zaman isyan, kimi zaman başıbozuk, kimi zaman esas duruştaydın… Gücüne ben de tanıklık ettim her şiirinin damarından geçerken. Kitaplarında açılan her sayfa bir pencere benim için. Ve ben seni okurken denizin ortasında bir kayıkta buldum kendimi ve asıldım küreklere ve bunu sana burada söyleyebilmenin hüzünlü mutluğunu yaşıyorum şimdi. İyi ki doğdun…

Hüsniye Sakar
05 / 01 / 2013

teşekkür ederim, öncesi ve sonrası için de.

Asıl ben teşekkür ederim böylesine güzel, dolu dolu bir blog yarattığın için. Bizler de azıcık da olsa nefes alıyoruz burada. Kitaplar ve tanrıları... İyi ki varlar...

Yorum Gönder