Yoldaş

   "Niçin her şeyden bıkmış olduğumu, niçin tam kendimi bir köpek gibi duyumsadığım şu ara başkalarıyla ilgilenmediğimi anlamak istiyordum."
   Genel bir kanı: Kendimi bir köpek gibi duyumsadığım gerçeği değişmedi, değişmeyecek. Başkalarıyla ilgilenmeyi de hiçbir zaman başaramadım. Yüzeysel, sınırlı ve çekingen kalmak dışında tutunabileceğim başkaları yok. Olmadı, olmayacak sanırım. Pavese'nin Pablo'sunda yarattığı umudu duyumsadığım anlar oldu, olacak ama bunun yalandan, sahte bir histen başka bir şey olmadığını da bilecek kadar dünyadan ve en önemlisi de kendimden haberdardım. Aylak müzisyen Pablo, dünyayı anlamaktan, kendini anlamaktan uzak Pablo...

   "Bir akşam, Martino'yla meyhaneye gittim, ama çalmadım. Lario vardı, Gilda vardı, dansa gitmek istiyorlardı. Üç dört yeni müşteri vardı. Her şeye boş verip konuşulanları dinledim. Gilda, birlikte Valentino'ya gittikleri bir çiftten söz ediyordu. Bir sıraya oturup iki el ateş etmişlerdi. Kız ölmüş, erkek ölmemişti. 'Bu dünya ne tuhaf,' dedim içimden. Eskiden olsa 'Ellerine sağlık,' derdim."
   Dünyayı anlamanın ne demek olduğunu, kendini anlamanın ne demek olduğunu bilmiyorum aslında. Dünyayı anlamanın nerede, nasıl ve ne zaman gerçekleşeceği de meçhul. Bir meyhanenin anason kokulu ortamında da anlayabilirsiniz. Bir otel odasında, şakağınıza doğrulttuğunuz bir namlunun içindeki merminin etinizi yarıp geçmesi öncesi de olabilir bu. Yine bir otel odasında, yuttuğunuz uyku hapları ile gerçekleşebilir bu dünyayı, kendini anlama şekli. Ya da tozlarla kaplı, saman kağıdı üzerine basılmış mürekkep lekeleri içinde kaybolurken de anlayabilirsiniz dünyayı, kendinizi.

   "Olup bitenleri anlamak için okumak gerekti ama okulda öğretilen saçmalıkları değil. Bir gazetenin nasıl okunduğunu, bir mesleğin ne olduğunu, dünyayı kimlerin yönettiğini öğrenmek gerekti. Okumuşlara bağımlı olmamak için okumak gerekti. Onlardan kazık yememek için. Doğru yolun bu olduğunu, daha o sıralarda anlamıştım. Öğrenmenin hiç kuşkusuz bir yöntemi olmalıydı. Bütün bunları bilen biri de olmalıydı. Onu bulmak, bunları anladığımı ona anlatmak gerekiyordu."
   Sıradan biri, okuyup geçen biri, sorgulamayı kesebilen biri, gülmeyi bilen biri, görmemeyi, duymamayı bilen biri -ki evrende egemen olan kuram körlüktür, konuşmayı bilen biri olmak isterdim. Okumaktan, ağlamaktan vazgeçebilirdim sanırım. Hayır, cahilliği yeğlediğim gerçeği değil bu. Dünyayı anlamak, kendimi anlamak bu. Bütün sorularımın cevabını bulmak bu. Bütün değerlerimin sarsılmasını engelleyebilmek isterdim. Değerlerimi sarsacak insanları engellemek isterdim. Bilinçlenmek. Bilinçlenmek isterdim. Kendinin, dünyanın bilincine ulaşmaktır bu.
   Cesare Pavese'den çıkan, ışığı görebildiğimiz, tek umut yüklü roman, Yoldaş; Can Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

5 yorum :

severiz de okuruz, yaşama uğraşını okudum da pavese aldı götürdü ne varsa uğraşım yaşamak oldu. sorgular insan ölümü... ölmek ve onca uğraş boşuna mı der. albert camus2un yabancı sı gibi sigara içer bir kenarda bekleriz huysuz ve umarsız cenazemizi. dediğiniz okumak ve yazmak için tanrı yaratmış bizi... ya ölüm...

İsmiyle vurulup, okuyunca sarsıldığım bi kitap. Bi iki kere daha okumak gerek, değerleri sarsıldıkça insanın zamanla..

Camus'nün uyumsuz kahramanı maursault gibiyim ben de. normalde gezen, tozan, yiyen , içen , hayattan doyasıya zevk alıyor görünenim ama bu dünyayla uyumu sağlamada gayet iyi rol yaptığımı gösterir. buna niye ihtiyaç duyuyorum, sorularımı unutmakiçin belki de.Sartre bunaltısını çok severim.Bunaltıda Roquentin bir parkta otururken baş dönmesi, mide bulantısına yakalanır.o anda yaşamının, insanlık koşulunun temel uyumsuzluğunu kavrar.sorulara cevap bulamaz insan bence. sorular içinde uyumsuzdur insan ..

"Bulantı biraz yakamı bıraktı. Ama geri döneceğini biliyorum; benim normal halim o. Ne var ki bugün, vücudum onu kaldırmayacak kadar bitkin. Hastalar da kimi zaman acılarını duymayacak kadar bitkin düşerler. Canım sıkılıyor, başka bir şey değil. Ara sıra öyle şiddetle esniyorum ki, gözlerimden yaş geliyor. Derin, kopkoyu bir sıkıntı bu; varoluşun ta kendisi; benim yapıldığım hamur."
Jean-Paul Sartre - Bulantı

Yorum Gönder