Zeno'nun Bilinci

   "Özümün iyi olup olmadığını bilme tasası da hafifledi. Yüreğimi sıkıştıran sorunu çözmüşüm gibi geliyordu. Özümüz ne iyidir, ne kötü, daha böyle yığınla olmadığımız şey vardır. İyilik denen şey insan ruhunun karanlık dibini zaman zaman, gelip geçici bir süre aydınlatan bir ışıktır. Bir alevdir, parlar, bizi yakar, sonra söner (içimde duymuştum ya onu, er geç yeniden parlayacaktı bir gün). Ama o bizi aydınlattığı süre içinde kendimize bir yön seçer, sonra karanlık basınca da yine o yönü izleriz. İnsan bu yüzden iyiliğini her zaman kanıtlayabilir, önemli olan budur işte."
   Olmadığım yığınla şey. Yaşamı da böyle duyumsuyorum. Ne iyi, ne kötü. Ne mutlu, ne mutsuz. Ne var, ne yok. Kuş misali boşlukta, sürekli. Boşluklar yaşamımdaki karanlıklara eş düşüyor. Anlık ışımaların dışında kalan karanlıklar. Onlar ben'i oluştururken, ışıklar yaşamımı. Yaşamım ben'i, ben yaşamımı var ediyorum. Ve kelimeler ışıkları. Anlık aydınlanan yollarda yürüyorum. Hayat işte, yaşıyorum. Sonu bekliyorum. Son beni bekliyor. Hayat işte, sönecek.

   "Ben hep ölümü düşünürdüm, bu yüzden de bir tek şeyden ötürü acı çekerdim: öleceğimi bilmekten ötürü. Başka her şey önemini öylesine yitirirdi ki gözümde, olsa olsa neşeli bir gülümseme ya da bir kahkaha ile karşılardım."
   Ölümü bir kambur gibi sırtımda hissediyorum. Ağır. Çok ağır. Ve karanlık. Acıtıyor. Ölümün acısı öylesine fazla ki, hayatın indirdiği darbeler suratımda sinsi bir gülümseme yaratıyor. Ufak dertlerin yaşamımda yeri yok. Bütün yaşamımı ölüme veriyorum. İnsanların gözünde ya uçarıyım, ya da küstah. Acılarını yadsıyorum. Yok sayıyorum, küçümsüyorum acılarıyla beraber varoluşlarını da. Anlamadılar, anlamayacaklar. Yaşam denilen şey arsız, kulak çınlatan tek bir notadan başka da bir şey değil. Ve acıları. Onlar sadece duyumsadığın tek notanın çıkardığı, iç içe girmiş seslerin rahatsızlık veren gürültüsü. Çoklar ama tekdüzeler. Sıradanlar. Sıradan olan yaşam karşısında çirkin kahkahamı tutamıyorum. Kahkahamın başka kulaklarda çınlamasını istiyorum. Ciğerlerimdeki son nefesi verene kadar haykırmak istiyorum: Hayat işte, ölümden başka bir şey değil.

   "Ölmek üzere olan nice kimse son nefeslerini uğruna öldüklerini sandıkları davayı anlatmaya harcarlar, böylelikle o kazadan kaçınmasını bilecek olan başkalarının yaşamına bir şarkı okumuş olurlar."
   Şarkımı duyun isterdim. Şarkı söyleyemeyecek kadar utangaç olmasaydım. İşitin isterdim. "Yaşamak bir şey değilmiş." koyardım şarkımın adını. Yaşıyorsun işte yok ötesi, derdim hüzünlü şarkıcılara. Nedir sizi bu kadar dertlendiren şarkı, tek notadan başka bir şey çınlamıyor benim kulaklarımda, diye haykırırdım. Ciğerlerimdeki son nefesimi verene kadar haykırırdım ben de bildiğim tek şeyi: Yaşamak bir şey değilmiş.

   "Ama 1928 Eylülü'nde trafik kazasında yaralanır. Bir ömür boyu ölümü düşündükten sonra, 'Ölmek bir şey değilmiş,' der ölürken."
Sunuş - Neyyire Gül Işık

   Italo Svevo'dan, Zeno'nun Bilinci. Zeno; yaşamı hastalık olan, hastalığı yaşama illeti olan, nişan aldığı hedefi değil de yanındakini vurabilen silahşor kimi zaman, kimi zaman da sürekli sigara bırakan tiryaki. Zeno ben, Zeno sen kimi zaman... Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

0 yorum :

Yorum Gönder