Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir

   "Hayat, doğal olarak, kendisini farklı yaşlarda farklı şekillerde sunar. Ben de sekiz yaşımdan on iki yaşıma kadar Judith olmayı hayal ediyordum. Halkımın, Yahudilerin çektikleri acıların intikamını almayı, Holofernes'in kellesini uçurmayı arzuluyordum. On dört yaşındayken doktor olmayı istedim; böylece sevdiklerime yardım edebilecektim. On beşime geldiğimde karşılıksız bir aşka tutuldum ve bunun acısıyla bir ton sirke içerek romantik bir yoldan intihar etmeyi düşledim. Aşkımdan intihar etmenin beni mezarımda  uçuk ve ilginç, solgun ve şiirsel göstereceğini düşünmüştüm; ama on altıma geldiğimde daha görkemli bir ölümde karar kıldım. Ölene kadar dans edecektim."
   Hayatın kendisini farklı şekillerde sunduğunu şüphesiz hepimiz biliyoruz. Hanginiz intiharının şiirsel olacağını, ya da doktor olup babasının hastalığını iyileştireceğini düşünmedi ki? Hepiniz. Hepiniz istediniz bunları. Kafanızın bir köşesinde hâlâ daha duranları da var, biliyorum.
   Artık zaman değişti. Her şeyi anlıyoruz, kavrıyor ve farkına varıyoruz. Ya da öyle olduğunu düşünüyoruz. Her zaman daha iyisini, daha çok haz verenini arıyor, bulamıyoruz. Burnumuzu bir türlü indirmeyi başaramadık. Öyle ki, filmlerdeki aşk öykülerini, kahramanlıkları da göklerde arıyoruz. Gereken kahramanın kendimiz olabileceğini, içinde bulunduğumuz sefilliklerden bizi ancak bizin kurtarabileceğinin de farkında değiliz. Hiçbiriniz dans etmeyi istemiyorsunuz henüz. O kalkık burnun yanında duranların farkında değilsiniz. Kiminiz hiç fark etmeyeceksiniz, kiminiz için de çok geç olacak. Hayat hep böyle değil mi zaten? Bunu siz de pekâlâ biliyorsunuz. Öyleyse neden hâlâ aynı bok çukuruna düşüyorsunuz? Neden oturup kara kara düşünmek yerine kalkıp dans etmeye başlamıyorsunuz?

   "Küçüklük böler, genişlik birleştirir. Gelin, geniş ve büyük olalım. Üzerimize gelen önemsiz şeyler yüzünden hayati olanları gözden kaçırmayalım. Cinsler arasındaki ilişkide fethetme ve fethedilme kavramlarına yer yoktur; bir tek bir yüce şey vardır: İnsanın kendisini daha zengin , daha derin ve daha iyi bulması için sınırsız olarak vermesi vardır. Bu arzu tek başına boşluğu doldurabilir ve kadının özgürleşmesindeki trajediyi neşeye ve sınırsız eğlenceye dönüştürebilir."
   Hayatın ne demek olduğunu, yaşamanın ne demek olduğunu her zaman fark eden birkaç kişi oldu. Siz, yaşamak için yanıp tutuşan aymazlar, hem yaşamak isteyip hem de nasıl farkına varamıyorsunuz. Yaşamak dediğinizin dans etmenin ta kendisi olduğunu nasıl hâlâ fark edemiyorsunuz. En çok sizlere acıyorum. Hem yaşamak isteyip hem de dans etmeyi bir kenara bırakan sizlere. Din, aile, kurum ve yasa gibi yine insanın elinden çıkan köhneliklerin esiri olan sizler, kırın zincirleri mademki yaşamak istiyorsunuz. Tutuklanmaktan, dinden çıkarılmaktan, sizi siz olduğunuz için kabul etmeyenler tarafından sevilmemekten korkmayın. Toplumun çirkin ördek yavruları olabilirsiniz ama kırın size vurulan zincirleri. Elbet bir gün kuğularla birlikte yükselirsiniz. Yapabileceğinizin en iyisi şimdilik bu. Ki olur da zincirlerini kıranlar birbirini bulursa, yapmanız gereken yüreğinizi başka bir kuğuya vermekten başka bir şey değildir. İşte o zaman kuğular gökyüzünde beraberce dans etmeye başlayacaktır.

   "Yoğun ve bilinçli bir içsel hayatı olan hiç kimse, zihinsel acı ve ıstıraptan azade olmayı umut edemez. Şeylerin sonsuza dek iyi gitmesi arzusunun yerine gelmeyişinden duyulan keder ve çaresizlik, hayatımız boyunca bizi bırakmayan kalıcı duygulardır. Fakat bu duygular bize dışarıdan dayatılamaz; esas kaynağı şu ya da bu kötü kişilerin kötücül eylemleri değildir. Bu tür duyguları koşullandıran şey, varlığımızın ta kendisidir; daha doğrusu varoluşumuzda bize eşlik eden bin türlü müşfik ve hoyrat ipliğin bir arada dokunmuş halini yansıtırlar."
   Dans etmeye başlayan sizler. Siz de şunun farkına varın. Dans etmek demek, sonsuza kadar süren bir mutluluk değildir. Dans etmek demek, yaşamak demektir. Ve yaşamak, mutlulukların ve umutların dansı olduğu kadar keder, acı ve ıstırabın da dansıdır. Yaşamayı öğrenmek, hem çirkin hem de güzel olmaktan geçer. Yaşam hem umuttur hem umutsuzluk, hem neşe hem de keder. Unutmayın, önce dans etmeyi öğrenin. Ve ardından dans etmenizi engelleyecek olan tüm devrimleri silin. Çünkü dans edemeyecekseniz bu sizin devriminiz değildir.
    Emma Goldman, nam-ı diğer Kızıl Emma ölene kadar dans etti... Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir, Agora Kitaplığı'ndan.Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; dans edin!

Angel Densetsu

Gönderen: Modern Prometheus 00:48 , Etiketler: , , , | 4 Yorum

   "Bu hayalsiz, umutsuz ve soğuk yüzyılda temiz, dürüst ve saf bir kalbi olan melek gibi bir genç vardı."
   Yüzyıllarımız sıcaklığını kaybetmeye devam ederken, dürüst ve saf kalpler arkalarında iz bırakmadan yitip gitmeye devam ediyor. Biliyoruz. Fakat bu sefer bir istisna gerçekleşiyor, arkalarında bir iz bırakıyor ve bize ilginç bir öykü armağan ediyorlar. Kitano Seiichirou'nun öyküsünü... Temiz ve dürüst bir kalbin varlığı hemen anlaşılacak bir şey değilken, anlamamaya çalışmak bizim mi yoksa onların mı sorunu? Bilmiyorum. Tek bildiğim Kitano-kun'un dürüst ve saf bir kalbe sahip, melek gibi bir genç olduğu.

"Ancak bu gencin yüzü çok korkutucuydu."
      Güzelliğin içeride kaldığı durumlar da vardır. Bu güzellik her zaman göze görünen cinsten değildir. Kimi zaman güzellik zihinle kavranır. Dinlemeyle, anlamayla, insan olmak ile. Göz ucuyla atılan bir bakış ile değil.Ve bu kavradığınız, bir peygamberin size söyleyebileceği gerçek güzelliktir. Başka bir şey değil. Görünüm aldatıcıdır. İnsan aldanır. Duyular aldatıcıdır. Duyular değişken olabilirler. Körlerin hayatından tüm güzellikleri çalmamış mı o zaman Tanrı? Hem zaten güzellik nedir ki?

   "Bence, güzellik harikaların harikasıdır. Görünümlere göre yargıda bulunmayı reddetmek için adam akıllı yüzeysel olmak gerekir. Dünya’nın gerçek gizemi, görünmeyen değil görünendir." - Oscar Wilde
   Güzellikten bu kadar bahsetmiş iken, kendince bir güzelliğe sahip bir ismi anmadan geçmek olmaz. Güzellik aşığı, görünüm yalancısı pek muhterem Mutlu Prens, Oscar Wilde. Neyse, bırakalım bir kenara prensleri ve prensesleri. Onlar birbirine cam pabuç arayadursun, biz Kitano-kun'un öyküsünü izleyelim. Angel Densetsu. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; izleyin.

Bi-Mong

Gönderen: Modern Prometheus 01:36 , Etiketler: , , , , | 4 Yorum

   "Rüya bir anıdır. Rüyalar aracılığı ile sadece doğum anınızı değil, geçmiş yaşamlarınızı bile görebilirsiniz. Rüya aynı zamanda insanın gelecekte olacağından duyduğu korkudur. Sizin korkunuz ne?"
     Rüyaların zamansal ve mekânsal gerçek dışılığı, yaşamın zaman ve mekâna bağlı gerçekliğine ve bizlere korkular salan köhneliğine bir başkaldırıdır. İnsan, zaman ve mekân zincirlerini kırmadığı sürece özgürlüğü, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir dilek olarak görür. Ve onlar dileklerin varlığını da yadsırlar. Ancak özgürlük, zaman-dışı ve zamanın, mekân-dışı ve mekânın birlikte kavranabilmesinde yatar. Onların ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Biri olmadan diğerini kavramaya çalışmak, ölümcüldür.

   "Rüyaların sınırı olmaz. İnsana korkunç bir felaket de getirebilirler. Bunu unutmayın. Siyah beyazdır, beyaz da siyah."
   Rüyaların varlıkları, fiziksel yaşamın varlıklarıyla iç içe geçmiştir. Ve rüyaları anlamaya çalışmak insanın benliğini bütünlemesine yardımcı olur. Ayrıca rüyalar, insana mitlerdeki gibi rehberlik de etmelidir. Tıpkı Yusuf'un Firavun'un rüyasını yorumlayıp, kıtlığın haberini verdiği gibi, onların rehberliğinde benliğimizin ve yaşamlarımızın kayıp parçalarına ulaşabiliriz. Öyle ki, rüyalar kimi zaman kaçtığımız ve yüzleşmek istemediğimiz benliğimizin gölgelerini bizlere gösterirken, kimi zaman da kavrayamayacağımız, hatta kimsenin kavramasına imkân bile olmayan binlerce yıllık birikimlerin açığa çıktığı farklı bir boyuttur. Ve bu boyuta geçerken temkinli olmak yapmanız gerekenlerin en başında gelir. Unutmayın. Rüyaların sınırları yoktur.

   "Ölümün rüyasını görmek kesinlikle ölümcül bir kazanın belirtisi değildir. Gerçek fiziksel ölümler kadar simgesel ölümler de vardır. Bunu şairler iyi bilirler; yıllar ölür, şarkılar ölür, sevgililer aşktan ölür ve mistik, yaşama karşı ölür:

     Bende benden hiçbir şey bırakma
     Senin yaşamını öylesine okumama izin ver ki
     Sonra benim tüm yaşamım ölü olsun*"
Richard Crashaw*
   Kim Ki-duk, Bi-Mong/Rüya ile sizlere, bilinçdışının ve rüyaların kapısını aralayıp, içine girmeniz için bir şans tanıyor. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki, izleyin.