Kurtlarla Koşan Kadınlar

   "Hepimiz vahşiye özlemle doluyuz. Bu özlemin kültürel olarak onaylanmış pek az panzehiri var. Bize bu tür bir arzudan utanç duymamız öğretildi. Uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık. Ama Vahşi Kadın'ın gölgesi gündüz ve gecelerimiz boyunca pusuya yatmış bir halde hâlâ varlığını sürdürmekte. Nerede olursak olalım, arkamızda tırıs giden bu gölge kesinlikle dört ayaklı."
   Uygar olmanın, toplumun ve beton binaların dayattığı standartlarda bir yaşamı sürdürmeye çalışmak, neredeyse bir ölüm olarak değerlendirilebilir. Bu tinin ölümüdür. Hislerin ölümü. Yaşamın ölümü. Vahşi Kadın bu kalıplara dayanamaz, kaçacak yerler arar ve her zaman da bulur. Asıl sorun kaçacak yerleri bulmanın öncesinde geçen zamandır. Ve bu vahşi yaşama duyulan özlem ne kadar büyürse, zincirlerinden kurtulduğu zaman kadının atacağı çığlıklar da bir o kadar şiddetli olacaktır.
   Vahşi Kadın'a gelecek olursak,  yaşam/ölüm/yaşamı temsil eder. Ölüm olmadan yaşamın kendisi de düşünülemez. Ve sağlam bir benlik yaratmış, erginlenmiş bir kadın için ölüme izin vermenin her zaman imkânı vardır. Çünkü ölümler yeni doğumlar getirecektir. Uzatılan saçların ardında yeni gülüşler açacaktır. Ve bu gülüşleri açtıran Vahşi Kadın'a dair öykülerden biri; Kurt Kadın'ı, La Loba'yı aktarmama izin verin.

   "La Loba’nın tek işi kemik toplamaktır. Özellikle dünyadan kaybolma tehlikesinde olanları toplayıp korur ve saklar. Mağarası her cinsten çöl yaratığının kemikleriyle doludur: Geyik, çıngıraklı yılan, karga. Ama uzmanlık alanı kurtlardır.
   "Montaña’larda [dağlarda], arrayo’larda [kurumuş dere yataklarında] kurt kemikleri arayrak toprağı didik didik eder, sürünür, emekler. Bütün bir iskeleti bir araya getirdiğinde, son kemik yerine yerleşip yaratığın güzelim beyaz heykeli gözlerinin önünde uzanıverdiğinde, ateşin yanına oturur ve hangi şarkıyı söyleyeceğini düşünür.
   "Emin olduğunda ise, criatura’nın yanında durur, kollarını üzerine kaldırır ve şarkı söylemeye başlar. O anda kurdun kaburga kemikleri ve bacak kemikleri ete kemiğe bürünmeye başlar ve yaratık kürkle kaplanır. La Loba şarkı söylemeye devam eder ve yaratığın bedeni varoluşa daha çok yaklaşır; kuyruğu kabarık ve güçlü bir şekilde yukarıya doğru kıvrılır.
   "Ve La Loba daha çok şarkı söyler ve kurt yaratık soluk alıp vermeye başlar.
   "Ve La Loba şarkısını öyle derinden söyler ki, çölün zemini sallanır ve o şarkı söyledikçe kurt gözlerini açar, ayağa fırlar ve kanyona doğru koşarak gözden kaybolur.
   "Koşusunun bir yerinde, ister koşusunun hızı, ister yolunun bir nehre düşmesi, isterse de güneşten veya aydan gelen bir ışının tam yerine denk gelmesi yüzünden olsun, kurt birdenbire, özgürce ufka doğru koşarak kahkahalar atan bir kadına dönüşür.
   "Öyleyse, unutmayın, çölde dolaşıyorsanız ve günbatımı da yakınsa ve hani biraz da kaybolmuşsanız ve yorgunsanız, şansınız yaver gidiyor demektir, çünkü La Loba sizden hoşlanabilir ve size bir şey gösterebilir – ruha dair bir şey."
   Kemikler. Unutmayın, kemiklerin aşınması çok zordur. Vahşi Kadın'ı tamamen yok etmek imkânsızdır. Onun kemikleri hâlâ içinizde bir yerlerde, psişenin karanlık odalarından birinde titremeye, birbirine çarpmaya ve melodiler oluşturmaya devam eder. Melodiye, müziğe kulak verin. Kemikleri bulup Vahşi Kadın'ı uyandırın. Zira Vahşi Kadın yaşam tanrıçasının ta kendisidir. Vahşi kadınla sağlıklı bir ilişki kuramamış kadın yaşamın kendisinin ne olduğunu asla ama asla öğrenemez. Ona vaat edilenler kısa ve uçucu hayallerdir. Kibritçi Kız'ın elinde kalan son kibritlerini tüketirken gördüğü hayaller gibi hayaller. Sonrası ise yoktur.

   "1960'ların blues şarkıcısı Janis Joplin, tini ezen kuvvetler tarafından içgüdüsü zedelenmiş olan yabanıl kadına iyi bir örnektir. Onun yaratıcı hayatı, masum merakı, hayat sevgisi, büyüme yılları sırasında dünyaya bir ölçüde saygısız bakışı, zamanın beyaz Güneyli Baptist toplumunun 'iyi-kız' anlayışıyla onu kuşatanların büyük bir kısmı ve öğretmenleri tarafından acımasızca karalanmıştı.
   "Çok başarılı bir öğrenci ve yetenekli bir ressam olduğu halde, makyaj yapmadığı için diğer kızlar tarafından; kasabanın dışındaki yüksekçe bir kayaya tırmanıp orada arkadaşlarıyla şarkı söylemekten ve caz dinlemekten hoşlandığı için ise komşuları tarafından dışlanmıştı. Sonunda blues dünyasına kaçtığında o kadar açtı ki, artık ne zaman yeter diyeceğini bilemiyordu. Sınırları sallantıdaydı, bu ise seks, içki ve ilaçlar konusunda sınır tanımamasına yol açmıştı."
   Vahşi Kadın, benliğin kendisine yaşamı getirir. Ve ölümü de. Benliğe bilgeliği, yaşamın sırlarını da getirir. Sınırlarını bilmeyi. Vahşi Kadın'ın diri diri gömüldüğü, henüz nefes alırken üzerine toprak atılmaya çalışıldığı kültürlerde, kadın benliğinin Vahşi Kadın'la tanışması engellenir. Modern toplum kültür ve uygarlığı çoğu zaman kötü, şehvet düşkünü  olarak nitelediği psişenin bilgelik, yaratıcılık ve yaşamın kendisini öğreten kısmını öldürür. Vahşi Kadın ölmüştür ve benlik artık yalnızdır.

"bir kadın yalnız bırakıldı, yakında beklemekten bıkacak
çılgınca şeyler yapacak, evet, yalnız fırsatlarda"

Artık Janis Joplin'in A Woman Left Lonely'yi söylerken ne hissettiğini belki biraz anlayabilirsiniz.

    "Topluluğumuzdan biri, India Cook adlı genç, siyah bir kemancı, kadınlar için çaldı. Dışarıda, açık avludaydık; hava çok soğuktu ve rüzgâr açık sahnenin üstündeki dekorun etrafında Vuuuuu! diye esiyordu. Kemancı, kemanının yayını elektrikli kemanının telleri üzerine yerleştirdi ve bir minor anahtarda içe işleyen bir müzik çaldı. Kemanı düpedüz ağlıyordu. İri yarı bir Lakota kadını, kolumu yumrukladı ve kaba bir sesle 'Bu ses... bu keman, içimde bir yerin kilitlerini açıyor. Sonsuza kadar sımsıkı kilitlendiğimi sanıyordum,' diye fısıldadı. Geniş yüzü hem şaşkın, hem de semavi görünüyordu. Kalbim parçalandı, ama iyi bir anlamda, çünkü geçmişte başına her ne gelmiş olursa olsun -ve başına ne kadar çok şey gelmiş olursa olsun- denizden gelen çığlığı, evden gelen o çağrıyı hâlâ duyabiliyordu."
   Ne kadar çok acı görmüş olursanız olun, hapsedilin, kanatlarınız kırılsın ya da karanlıklardan yürüyün; eğer içinizde Vahşi Kadın'ın kemikleri hâlâ duruyorsa sizin için de umut var demektir. Sonsuza kadar sımsıkı kilitlendiğinizi sanabilirsiniz ancak asla öyle olmaz. Eğer bir hayat yaşamak istiyorsanız ve kilitlere dahi vurulmuşsanız, Vahşi Kadın'ın ölmesine asla izin vermeyin. Müzikle, resimle, gülerek, ağlayarak ve yeri geldiğinde biraz da "müstehcenlikle" onu ayakta tutun.
   Clarissa P. Estés'ten, Kurtlarla Koşan Kadınlar, Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler, Ayrıntı Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken sizi "müstehcen" ve ufak bir öyküyle başbaşa bırakıyor ve diyorum ki; okuyun.

   "General Eisenhower Ruanda'daki birliklerini ziyaret edecekti (belki de Borneo'ydu. General MacArthur da olabilir. O zamanlar benim için bunun pek bir anlamı yoktu).  Vali, Eisenhower cipiyle oradan geçerken, tüm yerli kadınların toprak yolun kenarına dizilip alkışlamasını, el sallayarak ona hoş geldin demesini istemişti. Tek sorun, yerli kadınların bir boncuk kolyeden, bazen de bir lastik kemerden başka bir şey giymemeleriydi.
   "Hayır, hayır, buna izin verilemezdi. Bu yüzden vali, kabilenin şefini çağırdı ve ona bu zor durumu anlattı. 'Endişeye gerek yok,' dedi şef. Eğer vali birkaç düzine etek ve bluz temin edebilirse, kadınların bu bir kerelik olay için bunları giymesini sağlayacaktı. Vali ve yerel misyonerler, giysileri temin etmeyi becerdiler.
   "Ne var ki, büyük geçit töreninin yapılacağı gün Eisenhower'ın cipiyle yoldan geçmesinden sadece dakikalar önce tüm yerli kadınlar itaatkâr bir şekilde etekleri giyerken bluzlardan hoşlanmamış ve onları evde bırakmışlardı. Böylece bütün kadınlar yolun her iki yanına etekleri giymiş, ama göğüsleri açık bir şekilde sıralanmışlardı; üzerlerinde başka herhangi bir giysi ve iç çamaşırı yoktu.
   "Eh, bunu duyduğunda neredeyse felç geçiren vali öfkeyle şefi çağırdı. Şef, kadın şefin diğer kadınlarla görüştüğünü söyledi ve kadınların general geçerken göğüslerini örtmelerini sağlayacak bir plana razı oldukarı güvencesini verdi. 'Emin misin?' diye bağırdı vali.
   "'Eminim. Çok eminim,' dedi şef.
   "Hem tartışacak zaman da yoktu. Sıra sıra dizilmiş göğsü açık kadınlar, eteklerinin önünü  şükranla kaldırıp yüzlerini örterken, aralarından geçen General Eisenhower'ın nasıl bir tepki verdiğini sadece tahmin edebiliriz."

5 yorum :

Burası, kendini okutmak için ayrı zaman isteyen bir yer oldu ve ben okuyacak bir yer daha bulduğum için seviniyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=C3Fzql-3_zM çok sevdiğim şarkısı.

Bu da "bizden" gelsin; http://youtu.be/3Gis4Wmy01s

Bayıldım, eline sağlık. Kitap alınacaklar listesine eklendi :)

okudum, dün bitti. başlarken bu kitap beni sallayacak demiştim, sallamak da ne kelime, boğazıma yapışan bir el gibiydi, zaman zaman kendimi oksijensiz hissettim ama diğer eliyle beni öyle kavramıştı ki bırakamıyordum da...umarım estes haklıdır içimde hala kemik kırıntıları kalmıştır...

et ve kan çabuk çürüse de kemikler uzun süre dayanır.
dikkatli bakınca bir yerlerde bulmak mümkün sanırım hâlâ.

Yorum Gönder