Pi'nin Yaşamı

   "Kimi zaman ana dallarımı birbirlerine karıştırırım. İlahiyat eğitimi gören öğrenci dostlarımdan bazıları -kendilerini mantığa fazlaca kaptırmış ve bu yüzden sağlarını sollarını şaşırmış, her parlayanı altın sanan, kafaları karışık bilinmezciler- bana üç parmaklı tembelhayvanı anımsatırdı ve yaşam mucizesinin böylesine güzel bir örneği olan üç parmaklı tembelhayvan ise bana Tanrı'yı anımsatırdı."
   Üç parmaklı tembelhayvan, bir amacı olup yere indiğinde, güdülenmiş bir çitadan dört yüz kırk kat daha yavaş hareket eder. Çoğu duyuları, neredeyse işlevsizdir. Muhteşem yavaşlıkta hareket eden bir hayvanın, üstelik muhteşem yavaşlıkta duyulara sahip olması, vahşi yaşamda nasıl hayatta kaldıklarını merak etmenize neden olur. Muamma. Bana kalırsa,  bu, tam bir muammadır. Dikkat ederseniz, gözleri neredeyse tamamen anlamsız bakar çevresine. Çevresinin zerre kadar farkında olmadığını anlarsınız. Çevresindeki seslere karşı da duyarsızdır. Duymaz değil, duyar. Ama onları umursadığını sanmayın. Umursamaz. Bir üç parmaklı tembelhayvanın yaşam biçimi işte tamamen böyledir. Tanıdık değil mi? Umursamaz, anlamaz bir varlık, size de pek çok anlardan tanıdık gelmiyor mu? Otobüste, metroda, okulda, işte vesaire... Dünyayı bu kadar anlamaktan uzak, bu kadar kendinin ve çevresinin farkında olmayan canlıların nasıl yaşadığı sizde de hayret uyandırmıyor mu?  Ya da yaşamak, yaşam dövüşüne katlanabilmek için gerekli olan şevki nereden buldukları sorusu gelmiyor mu aklınıza? Benim geliyor. Daima. Ve hâlâ bir cevap bulabilmiş değilim. Düşünüyorum. Ve kendimden bile kuşkuya düşüyorum; acaba, ben de dışarıdan bakıldığında, üç parmaklı bir tembelhayvan gibi mi görünüyorum?

   "Bu konuda dürüst olacağım. Asıl hoşlanmadıklarım Tanrıtanımazlar değil, bilinemezcilerdir. Kuşku bir süre için iyidir. Hepimiz, Gethsemane Bahçesi'nden geçmeliyiz. İsa kuşku duymuşsa eğer, biz de duymalıyız. İsa dualar ederek, acı dolu bir gece geçirdiyse, çarmıha geriliyken, 'Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?' diye yakardıysa eğer, bizim de kuşku duyabileceğimiz bir gerçek. Ama yolumuzda ilerlememiz gerekir. Kuşkuyu bir hayat felsefesi olarak seçmek, hareketsizliği bir taşıma biçimi olarak seçmeye benzer."
   Üç parmaklı bir tembelhayvan da, bir insan da (ya da tamemen şans eseri hayatınızın kurgusuna karışmış bir Bengal kaplanı) yaşamak için muhteşem bir içgüdü duyarlar. Bu nereden geldiğini, çoğu zaman anlamadığımız bir şeydir.  Ölmek, ölümle bir meydanda karşılaşmak ve canınımızı sunmak hepimizin yapabileceği bir şey değildir. Ama meydan o kadar geniştir ki; birçokları, meydanda bir süre koşturacak kadar vakit bulur. Ve o koşturmak için bulduğunuz güç sizin yaşama arzunuzdur. Ve koşarken sürekli aynı soruya takılıp kalmak, ve ölüm sizi yakaladığında da aynı soruyu soruyor olmak, çoğu zaman elinizde hiçbir şey olmadığı anlamına gelir. Cevaplanacak, daha birçok soru meydanda sizi beklemektedir.
   Bir Bengal kaplanı ile birlikte, bir filikada, yaşama mücadelesi verirken bu tür sorular için pek fazla vakit bulamayabilirsiniz. Ve olası önerim, bu tür sorular için, filikaya düşmeden önce bazı cevaplar bulmanızdır. Ve olur da; sorularınızı cevaplayamadan bir okyanusta kendinizi bulursanız, ya da okyanusta tüm sorularınıza cevap olarak seçtiğiniz Tanrı size yardım elini uzatmazsa, ihtiyacınız olan tamamen bir hayatta kalma kılavuzu olabilir.

● Her zaman talimatları dikkatlice okuyun.
● İdrar içmeyin. Ya da deniz suyu. Ya da kuş kanı.
● Denizanası yemeyin. Ya da dikenleri olan herhangi bir balığı. Ya da papağana benzer gagalıları. Ya da balon gibi şişenleri.
● Balıkların gözlerine bastırmak onları felç eder.
● Bedeniniz bir savaş kahramanı olabilir. Bir kazazede yaralanırsa, iyi niyetli, ama bilinçsiz tedaviden kaçının. Cehalet en kötü doktordur, oysa dinlenmek ve uyumak en iyi hemşirelerdir.
● Her saat başı en az beş dakika boyunca ayaklarınızı havaya kaldırın.
● Gereksiz çabadan kaçının. Ama çalışmayan demir paslanır, bu yüzden zihninizi, karşınıza çıkabilecek her türlü basit düşünceyle meşgul edin. Kart oyunları, yirmi soru cevap ve cümle kurma oyunları çok eğlenceli ve kafa çalıştırıcı faaliyetlerdir. Hep birlikte şarkı söylemek, zihni açık tutmanın bir başka yoludur. Uydurma öyküler anlatmanın da yararı olabilir.
● Yeşil sular, mavi sulardan daha sığdır.
● Dağları andıran uzak bulutlara bel bağlamayın. Yeşili kovalayın. Sonuçta, toprağı en iyi yargılayabilecek şey ayağınızdır.
● Yüzmeyin. Gücünüzü tüketir. Üstelik filika, yüzüşünüzden daha hızlı yol alır. Denizdeki tehlikeler de cabası. Isınırsanız, giysilerinizi ıslatmayı deneyin.
● Giysilerinize işemeyin. Anlık bir ısınma, pişik olmaya değmez.
● Kendinizi koruyun. Fazla ortalıkta olmak sizi açlık ya da susuzluktan hızlı öldürür.
● Terleyerek çok fazla su kaybetmediğiniz takdirde, su içmeden on dört gün idare edebilirsiniz. Çok susarsanız, düğmenizi emin.
● Kaplumbağalar kolayca avlanırlar ve çok lezzetlidirler. Kanları güzel, besleyici ve tuzsuz bir içecektir. Eti lezzetli ve doyurucudur; yağı çok amaçlı kullanılabilir ve kazazedeler kaplumbağa yumurtalarına bayılacaklardır. Gagasına ve pençelerine dikkat edin.
● Moralinizi bozmayın. Gözünüz korksun, ama yılmayın. Unutmayın: Önemli olan, her şeyden üstün olan ruhtur. Yaşama isteğiniz varsa, yaşarsınız. İyi şanslar!

   Yann Martel sizleri Pi'nin Yaşamı'na konuk ediyor. Piscine Molitor Patel'in okyanus yolculuğu, Pi'nin Yaşamı, İnkılâp Kitabevi'nden. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

3 yorum :

hep not alıyoruz anlattığın kitapları..teşekkürler.

ben teşekkür ederim, hep ilgilendiğin için asıl...

enteresan buldum
http://zoomlabakalim.blogspot.com/

Yorum Gönder