Ot Dergisi; Sayı 01, Mart 2013

"Çocukluğumdan beri, ne zaman rüzgâr esse, kalbim deli gibi çarpar, bir köşede gözlerimi kapatır geçmesini beklerim."
Metin Kaçan
   Aylardan Mart geldi, birkaç gündür buralarda soğuk yok. Havalar ısınmaya, bizim muhabbet kuşu Mutsuz da pencere kenarlarına kurulmaya, şen şakrak öterek sokağa bakmaya başladı. Bahar geldiğini belli ediyor yavaştan. Ağaçlar, çayırlar da artık yeşillenmeye başlar. Malumunuz edebiyat dünyası epeydir yeşilliksiz, Öküz'süz, Hayvan'sız... Bu yüzden, "maksat yeşillik olsun" diyerek, Ot çıktı!

"Gelinciklerle dolu tarlalara baktığımda üzüntüsünden kan tüküren Allah'ı görüyorum. Aslında bir tür veremli kız şarkısı söylüyorum, herkes bunun şiir olduğunu düşünüyor. Ne yapayım, aşkın başka türlüsünü bilmiyorum."
Didem Madak
    İlk sayıda Didem Madak'ın Öküz dergisine anlattıkları çıktı karşımıza. Üzdü bizi ve gülümsetti. Ama içerde bir yerlerde eksik bir şeyler de hissettirdi. Allah'ın üzüntüsünü bilen kadının anısına deyip, biz de bir bahsedelim dedik. Hazır bahar da geldi. Sizin oralarda var mıdır bilmem ama bizim buralarda gelinciklerin boy verdiği pek fazla yer var. Gördükçe, aklımdan çıkmıyor nedense..

"13 yaşımdayken annem öldü. Hani bazı insanlara isimleri çok yakışır ya, işte annem o insanlardandı. İsmi Füsun'du. Annemden bana kalan tek miras bir sihirdir. Onu ne zaman özlesem hep bir şiir yazdım."
Didem Madak
   Ardından birkaç söz de ben söylemek istiyorum bahaneyle: Sevgili Didem, annenin yanında, mutlusundur umarım. Bizse çayırlarımıza kan tüküren Allah'la anlaşmaya çalışıyoruz hâlâ. Hep bir pazarlık, hep bir sürünceme bizim iş. Bu arada kızın, Füsun'un da iyi sanırım. Biz hep iyi şeyler diliyoruz ardından, bilesin. Bir dahaki sefere kadar, hoşça kal!

   Gerekli, gereksiz iç dökmelerden sonra (ne çok iç döküyorum, bıktırıyor muyum, bilmiyorum) dergiye dönecek olursak şimdi, Birhan Keskin'den Haydar Ergülen'e, Sırrı Süreyya Önder'den Manisa Kırkağaçlı Muharrem Coşkun'a kadar bol içerikli bir dergi. Gidin de alın bakalım. Ne deyim daha!
"Az gelişmiş bir ülkede yazar olmak ne işe yarar? Bu soruyu yıılar boyu kendime sordum. Sanat yapmanın bir lüks olduğuna, kendimin lüzumsuz olduğuma inandım uzun süre. Sonra Sartre da söyledi ki, ülkede roman yazmaktansa öğretmenlik yapmak daha yeğdir. Ben bu düşünceye öylesine bir sarıldım ki... Bunca yıl kalem salladığıma utandım. Sartre haklıydı.  Bu kadar acı çeken, aç, yoksul insanlara sanat neylerdi ki... Ne faydası olurdu ki... Hele benim gibi eylemden gelmiş bir adam kendini, vaktini nasıl böyle işe yaramaz bir şeye verirdi? Gerçekten uzun bir süre bocaladım. Fakat eylemler, oluşmalar beni kendime getirdi: Az gelişmiş bir ülkede de sanatın gerekliliğini anladım ve rahatladım. Roman Fransa'ya ne kadar gerekse bize de öylesine gerek."
Yaşar Kemal

Yorumlar