Sayfalar

Paranın Cinleri

"Bir dönem Mardin'de Türkçe dışında dil konuşulması yasaklanmış; çarşıda, pazarda Arapça, Kürtçe konuşanlardan belediye görevlileri ceza kesiyorlarmış. Babam da Türkçeyi bozuk bir şiveyle konuşmasından ötürü Cumhuriyetin yükselen liselerinde yatılı okurken, arkadaşları tarafından çok alay konusu olmuş; küçük düşürülmenin acılarını yaşamış; Cumhuriyetin geleceğini gören babam bana Türkçe dışında konuşmayı yasaklamıştı. Benimle konuşan herkes Türkçe konuşmak zorundaydı. Şimdi hayal meyal anımsadığım Fasla adında bir dadım vardı. Mardin'in yakın köylerinden bir Kürt kadındı. Alacalı giysileri, renkli çatkıları vardı. Türkçe bilmediği için benimle konuşamazdı. Ben de Kürtçe öğrenemediğim için aramızda dilsizlerin kurabileceği yoğunluk ve derinlikte sağlam, güçlü bir bağ vardı. Yıllar sonra bana bir tiyatro yazarı olarak ün sağlayan Taziye oyunumdaki kadının adını Fasla koyarak ona gönül borcumu ödemeye çalıştım."
    İnsan ömrünün bazı bazı çok kısa gibi göründüğü doğrudur ama işin aslı öyle değil; ömür bu kadar kısa olmasına kısa da, yine de birçoklarına gönül borcu biriktireceğimiz kadar da uzun. Fasla'ya belki, belki başka kadınlara, belki başka adamlara, Kürtlere, Yezidilere, başka birilerine, başka başka birlerine... Daima birilerinin bir şeylerini alırız, emeğini, sabrını kendimizin belleriz de sonra sonra gönül borcu öderiz hepimiz. İşte, Fasla gibilerinin, gönlü o kadar büyüktür ki bağ kurmaya başladıklarında, hep biz borçlu çıkarız..

"Babamın iş gezilerinden birinde, yoldan geçerken arabanın penceresinden gördüğüm bir manzarayı yıllar bana hiç unutturmadı. Çevresine bir daire çizilen adam etrafını kuşatan bir kalabalık tarafından sürekli taşlanıyor, adamsa o dairenin dışına çıkamıyordu. Adamın Yezidi olduğu söylendi. Bir azınlık toplumu olduklarını, şeytana taptıklarını, inançlarına göre tavuskuşunun ve dairenin kutsal olduğunu, bu yüzden çizilen daire silinmeden içindekinin dışına çıkamadığını öğrendim. Bu inancı gülünç bulanların da başka türlü görünmeyen daireler içinde olduğunu ve bunun dışına çıkamadığını çok sonra anlayacaktım. Tıpkı daha geniş bir coğrafyaya çıktığımda, dünyanın her yerinde her türlü azınlığın nasıl taş altında tutulduğunu anladığım gibi."
   Kimimiz borcumuzun farkındayız, işte, türlü türlü borçlarımızı ödemeye çalışırız da, kimisi öyle karanlıktadır ki, dünyanın bütün azınlıklarını taşa tutmaya devam eder durur. Hakikaten, çemberin dışına çıkamayan Yezidi mi, yoksa biz miyiz? Biz, hem kendi etrafımıza çizdiğimiz o kötücül çemberin içinde kıvranıp dururuz, hem de bu kötücüllüğümüzle güçsüz olanları da başka çemberlere hapsederiz. Kafamı kaldırmaya korkuyorum bazen, etrafımda böylesi kaç çember var göreceğim diye. Bu çemberleri kırmaktan korkacağım diye, bu çemberleri kıracak gücü kendimde bulamayacağım diye. Eskiden şöyle sorardım kendime; bu kötülük ne zaman peşimizi bırakacak? Sanki peşimizde olan kötülükmüş, bütün suçu kötülüğe atarmış gibi; biz hep masumuz, biz hep iyi. Sonra fark ettim ki; kötülüğü yakasından tutup silkeleyen de bizim ellerimizmiş. Bazen kör gözlerimiz, bazen duymayan kulaklarımız, bazen de susan dillerimiz..

"Geri döndük, yeniden şehrin merkezine inerken, daha çok Kürtlerin oturduğu mahallelerin birinde, evlerden birinin ağır, büyük kapısı güçlükle açıldı. Ardından, üç dört yaşlarında, sarışın, lüle lüle saçlı, mavi gözlü ve boynunda iri mavi boncuklar taşıyan masal güzeli bir kız çocuğu, eşiği atlayarak ansızın sokağa, önümüze çıktı. Bizi görünce duraladı. Bu güzel Kürt meleği, bize inmekte olan günün son armağanı gibiydi; gözlerimizin önünde birdenbire beliriveren varlığıyla bizi heyecanlandırmıştı. Eğilip sevecek oldum. Kuşkulu gözlerle baktı ilkin, ardından bir iki adım gerileyerek "Polis, polis" diye uzaklaştı bizden. Bizi polis sanmış, korkmuştu. Vurgun yemişe döndük, demek biraz kentli giyinmiş herkes yabancı, her yabancı da polis demekti, daha beş yaşında bile olmayan bu küçük kız çocuğu için? ... Bir tek bu olay, beni derinden yaralayan bu dramatik karşılaşma, yüzlerce gazete haberinin, yüzlerce fotoğrafın anlatmakta eksik kaldığı her şeyi bir kerede anlatmıştı.
   Benim geçmişimi, onun geleceğini kirletmişlerdi.
   Çocukluğumu aradığım sokaklar.
   Üç dört yaşlarındaki şu mavi boncuklu kız.
   1990 yılının Mart ayıydı.
   Daha sonra Mardin'e hiç gitmedim. Olmadı.
   Şimdi bir rüyam var: O mavi boncuklu kız büyüsün, bir gün bu yazıyı okusun, o günü hayal meyal hatırlasın, beni hatırlasın ve bana bir tek mavi boncuk göndersin istiyorum.
   Bunu hepimizin geleceği için istiyorum."
   Murathan Mungan o mavi boncuğu aldı mı bilmiyorum. Ama o mavi boncuklu kıza olan gönül borcunu ödemiş. O kocaman kalpli, mavi boncuklu kız. O mavi boncuklu kızın geleceği ya da göreceği kötü rüyaları belki değiştiremedi. Ne polisi, ne askeri, ne siyasetçisi ne de başka birileri bu mavi boncuklu kızın hayatını kirletmekten vazgeçmedi ama kötülüğe karşı direnmekten de kimse vazgeçmedi. Tek tesellim, böylesi acılar çeken o meleklerin acılarının unutulmayacak olması belki de. İşte onları unuttuğumuz zaman, acılara ne zaman ki aldırmaz oluruz, o zaman umudumuz da kalmaz. Ancak şimdilik umudumuz var, hâlâ başımız dik dolaşabilir, acı çekenin yarasına merhem olabiliriz.
   Murathan Mungan'dan Paranın Cinleri, Metis Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken, bir gün elinizi cebinize attığınızda tek bir mavi boncuk bulabilmeniz umuduyla...

"Bir şarkı, birkaç tesadüfün bütün bir hayatı ele geçirdiği zamanlar... belki de hepsi bu kadardır aslında. Üst yanı yoksul düşlerimiz için bir avuç oyundur hayatımıza saçılmış, biz onları bir bir toplarken ölürüz ölürüz ölürüz..."

3 yorum:

  1. Murathan Mungan'ın bu kitabını okuma fırsatım olmamıştı. Etkileyici bölümler paylaşmış ve güzel yorumlamışsınız. Dadı Fasla ve Mavi boncuklu kız, edebiyatın vicdanında ve ölümsüz yüreğinde daima yaşayacak...

    Paranın Cinleri'ne dikkat çektiğiniz için çok teşekkürler...
    Sevgiyle :)

    YanıtlaSil
  2. dadı fasla da, mavi boncuklu kız da, yaşayacak elbet.
    hep beraber yaşatacağız.
    ben teşekkür ederim asıl. sevgiyle..

    YanıtlaSil
  3. Bu kitabı okumamıştım, çok hoşmuş en kısa zamanda tamamını okumalıyım.
    teşekkürler.

    YanıtlaSil