Dizboyu Papatyalar

   "Bandırma ekspresi bugünkünün aynı. Bir değişiklik yok. İçerisi havasızdı yine. Sigara dumanları ortalıkta dönenip duruyordu. Kimi yolcular, bezgin bir yürekle denklerinin üstüne çökmüşlerdi. Her zamanki gibi. Kimileri, sahanlıkta durmuş, dışarıyı gözlüyorlardı. Nereden geldiklerini, nereye varacaklarını düşünüyorlardı."
   Yolculuk mu? Neresinden başlamalı yolculuğa, bilmiyorsun değil mi, sevgili okuyucu? Bilemezsin, bilemeyeceksin de. Ben sana söyleyeyim. Seninle birlikte başladı yolculuğun da. Ne nereden geldiğini, ne de nereye varacağını bilebilirsin. Hem geçmiş, hem de gelecek; ikisi de sırtındaki kamburun senin. Bezgin yüreğinin kederi. Dolmuş gözlerinin yaşı. Ve bunların ne ötesi ne de berisi. Duyuyor musun düdük seslerini ekspresin? Atla, bezgin yolcu, kaçıracaksın yoksa.

   "O günlerde bile - balıkçı amcanın sandalında okul harçlığını çıkarmaya çalıştığın günlerde yani - kuşların kışkırtıcı çığlıklarına bir kere bile kaptırmamışsındır kendini, kalıbımı basarım. Hep önüne bakmışsındır, gözünü oltandan ayırmamışsındır. (Şimdi benimle konuşurken de hep önüne bakıyorsun.) Sonra acıktığında, ananın verdiği çıkınından zeytinle ekmeği çıkarıp yemişsindir. Yavaş yavaş çiğneyerek, büyük lokmalar atarak, yediğinin tadını bile düşünmeden."
    Bezginliğin, şimdinin özleminden. Ne öncenin ne de sonranın, yolcu. Sen hiç başlamadığın yolculukların yükünü taşıyorsun. Ve çoktan bitirdiğin, bitirmek istemediğin yolculukların. Şimdinin özlemini çekiyorsun, şimdinin. Ya önüne bakıyorsun, ya da arkana. Ne yediğini bile düşünmüyorsun. Hep ne yiyeceğinin derdindesin, ya da eskiden tadına baktığın güzelliklerin. Bir dur, bir soluklan artık. Bezdirdin bu yüreği, aklına oyuncak ettin. Bırak şu aklının çizdiği kuşbakışı krokileri de, dinle, yüreğinle dinle, balıkçı kasabasında, kuşlar çığlık çığlığa. Dinle! Ancak, bilmiyorum, sever misin kuşları?

   "Böyle anlarda hep olur. Yerinde kullanılan bir sözcük, rasgele yükselen bir şarkı, nasıl kavratır yaşamayı! Ne diyor radyodaki ses: Teamo Te. Ne demek olabilir Teamo Te? 'Seni seviyorum, seni, seni, seni,' gibi bir şey. Hiç usanmadan, hep yineleyerek.
   Dili bilmesek bile anlıyoruz, çünkü Akdeniz'in ortak dili bu. 'Dizboyu Papatyalar,' anlamına da gelebilir, 'Daha yığınla çocuk var doğurulacak, yığınla çocuk bezi, don, erkek çorabı var yıkanacak,' anlamına da. 'Seni seviyorum, hadi hoşça kal, bir gün o kıyı kahvesinde yanına çöküp dostça iki kadeh içebilme isteğim baskın geliyor,' anlamına da..."
   Dizboyu, dizboyu, dizboyu papatyalar... Olur böyle anlarda. Evet, bir kelime, bir cümle, bir fısıltı. Dudaklarından çıkan ve rüzgârla sevgilinin kulaklarına ulaşan bir fısıltı. Çığlıklar, yeni yeni duymaya başladığın kuşların çığlıkları. Ya da dizboyu, dizboyu papatyalar! Bazen ne çok şey anlatır dizboyu papatyalar; "Ya kal de, ya da git!" de diyebilirler. Ya da "Sev beni!" diyebilir dizboyu papatyalar. Ya da "Bırak tüm aşkları, çiçekleri, sadece sabaha kadar sevişelim." de diyebilir, dizboyu papatyalar.
   Tomris Uyar, o güzel kadının büyüttüğü, Dizboyu Papatyalar; Yapı Kredi Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; dizboyu papatyalar!

0 yorum :

Yorum Gönder