Yürekte Bukağı

   "Karşımdakinin, benzeri duyguları, anları, başkalarıyla -başka kadınlarla, başka erkeklerle- daha önce paylaşmış olması, bir gün kesinlikle yeniden paylaşacağı gerçeği, benim de yaşamışlığım, yaşayacaklığım da zedelemiyor duygunun, anın gerçekliğini. Tersine, saygınlığını arttırıyor, pekiştiriyor.
   Bir kere yaşanıldı ya, sürecektir. Başka yerlerde, başka zamanlarda, başka kişilerle. İki kişiyi bir an için belli iki kişi yapar; bir güneş dürbünü gibi başka deneylerin, başka kişilerin renklerini yansıtır onlarda, derken yüzlerini siler. Kimdir karşımızdaki? Kimlerdir?"
   Yaşamı, ilişkileri -yürek ya da kan bağı, hiçbir zaman fark etmedi- birkaç kelimeyle anlatmam istense şöyle olurdu. Korkuyorum, korkuyorum, korkuyorum. Her insan yüreğime ve aklıma birbirinden farklı duygular, farklı yaşantılar ve farklı farklı anlamlar sokuyor. Her zaman sonuç aynı; hiçbiri, hiçbirini tutmuyor. Şöyle sormalıyım belki de kendime. Yeni insanlar ve yeni yaşanmışlıklar da kendisiyle beraber yeni korkular mı getiriyor? Neden korkuyorum? Ya da neden korkmamalıyım ki? Korku neden kaçınılası bir duygu olmalı, neden korkmamalıyım? Kendimi insanlar konusunda düşünmeye zorladığımda kafam dağılıyor. Düşüncelerim birbirini izlemiyor. Kimdir, kimlerdir karşımdakiler? Bilmiyorum. Bir tek benin farkındayım. O da beni inanılmaz yoruyor, hüzünlendiriyor.

   "Karabaş kulaklarını dikmiş koşuyor arabanın ardından. Arasıra durup bir ağacı kokluyor, kuyruğundaki sineği kovalamak için dört dönüyor. Bir türküden bir türküye geçiyor Ahmet:

   Açtı m'ola şu Sivas'ın gülü yaprağı
   Çekti bizi bu yerlerin suyu toprağı...

   Bir hüzün çöküyor içine. Hüzünlenmek için türkü söylenir mi hiç? Ama hep böyle olur. Geç bunu:

   Yiğit sevdiğinden soğuuuur aman amaaaaaan
   Sarılmayı sarılmayıııı....

   Yak bir cigara. Sevdiğimiz mi var ki efkârlandık Karabaş?"
   Yak bir cigara. Her hüznüme bir cigara yakıyorsam; hüzünlerimle ve dumanla birlikte gecenin içime çektiğim kokusunu hissediyor, kimsesiz kalmış, ışıksız, lambaların bile küstüğü bir sokağa türkü söylüyorsam, bu yaşamak mıdır? Yaşamak, gece çökünce, bazen sessizce oturmak, bazen de türkü söylemek midir? Ah, yaşamayı biliyor muyum be Karabaş? Geldik, gidiyoruz. Bir iki türkü derken, ne kim olduğumu bilerek, ne de nasıl olduğumu. Bana nasıl olduğumu soranlar karşısındaki afallamalarım da bu yüzden midir? Ah, onu da bilmiyorum Karabaş, onu da bilmiyorum. Tek bildiğim; hüzünlüyüm ve yorgunum. Yüreğimde bir bukağı varmışçasına.

   "Savaşlar, kırımlar, hep başka yerlerde, dışarda geçmiş. Gelip gidenlerden böyle birkaç iz kalmış.
   Bu toprak eski, yorgun cansızlıktan.
   Deniz, artık vereceği bir şey kalmamışçasına yorgun vuruyor kıyıya.
   Radyoda fasıl: Sensiz ey şuh... Saat beşbuçuk demek.
   Yorgunum. Verebileceklerimden, veremediklerimden yorgunum. Biriktirdiklerimden. Bir alsalardı, o yürekliliği gösterselerdi."
   Ne çok şey var biriktirdiğim. Gam, keder koleksiyoncusu gibiyim. Bazıları o kadar büyük, o kadar acıtıyor ki; yaralarımı saklamak ne kadar zor geliyor. Yaralarımı taşımaktan yorgunum. Yorgunum. Güçsüz. Ayakta durabilme gücü, yıkılmamak için. Biliyorum, yıkılmak da hakkım, seçeneğim, tabancamdaki son mermi. Sanırım hâlâ inanmak istiyor bu yürek, bütün bukağılara rağmen.
   Tomris Uyar, Yürekte Bukağı... Yapı Kredi Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken soruyorum; ne zamandır yürekteki bukağıların çözüleceği an?

4 yorum :

yeni tomris uyar kitabı bitirdim bende. hatta blogumda yazma aşamasındayım. bu kitabını daha alıp okumadım ama...

Okuyun efendim, güzeldir.

Yazın, görür okurum ben.
Ses vermesem de dolaşıyorum bazı bazı. :)

Fona, 'Mahur Beste'yi atıp okuyunca, esnaf insanı akşam vakti ağlatırmış yazı tükkanda.. Netten sipariş vermeli, gözyaşım silinsin.

İyi ol

Gözyaşlarımızı silenler olsun.
İyi olalım.

Yorum Gönder