Lila

● Ahlâkın Sorgulanması

"Kızılderililer vakit öldürmek için konuşmaz. Konuşacak bir şeyleri yoksa konuşmazlar. Konuşmayınca da biraz uğursuz bir izlenim bırakırlar. Kızılderililer böyle sessiz kalınca beyazlar gerginleşir ve kendilerini nezaket gereği bu boşluğu genellikle, söyledikleri şeyden başka anlamlara gelen bir tür yüzeysel konuşmalarla doldurmak zorunda hissederler. Fakat Avrupa aristokratik dilinin bu nazikçe dolambaçlı konuşmaları Kızılderililere göre 'çatal dilli'dir ve onlarda öfke uyandırır. Bunlar Kızılderililerin ahlâkını çiğner. O sizin ya yürekten konuşmanızı ya da susmanızı ister."
   Sahildeki bir bankta oturmuş, elindeki gevreği küçük parçalar halinde martılara atmak dışında hemen hemen başka hiçbir şey yapmayan insanların özlemini duyduğumun, duyduğumuzun pekâla farkındayım. Bu kendi iç dünyasında kaybolmak ya da kendi varlığından başka bir şeyin varlığını fark edememe şeklinde bir bencilliğin işareti değildir. Bu, o sessiz, sakin insanın yüreğini tümüyle çevresine açtığının bir işaretidir. O anda içinde kaybolduğu, sonsuz bir düzen içinde dönen düşüncelerin varlığı yadsınamaz bir gerçek olmasına rağmen, kişi tam da bu yüzden yüreğini ardına dek açmıştır. Yanına gidip, denize baktığınızda, hem koskoca okyanusta sadece küçücük bir nokta olduğunuzu anlar, hem de o küçücük nokta içinde dönen tüm dünyanın düşüncelerine şaşarsınız. O susan kişinin yanında durup yıllardır yaşamın dalaveresinden yorulmuş kendi benliğinizin içine bakarsınız.

"Dinamik Niteliği algılamada, genellikle küçük çocukların büyüklerden ve acemilerin ustalardan, ilkel insanların da 'ileri kültür'den gelenlerden bazen daha hızlı olmalarının nedeni budur. Amerikan Kızılderilileri her şeyin sürekli değişen merkezini kavramada olağanüstü yeteneklidir. Onların süssüz konuşmalarının ve davranmalarının nedeni budur. Süs onların mistik bütünlüğünü bozar. Hareketleri, davranışları ve konuşmaları Büyük Ruh'la uyum içindedir ve yaşamlarının antik merkezinde başka hiçbir şey var olmamıştır."
   Yaşadığımız dünyanın kendisi tamamen zihinsel çöple dolmaya başladı. Yaşamlar o kadar fazla ayrıntıyla boğuşuyor ki, neyin gerekli ve neyin gereksiz, neyin doğru ve neyin yanlış, neyin iyi ya da neyin kötü olduğu algımızı yitirmeye başladık. Koşuşturmacanın içinde durup martıları besleyecek vakitlerimiz yok. Yan yana oturup konuşmadan geçirecek vakitlerimiz yok. Daima bir arayışın peşinde sürükleniyoruz. Konuşmak, konuşmak ve konuşmak dışında pek fazla yaptığımız bir şey de yok neticede. Ne kendimizi, ne de başkalarını dinliyoruz artık. Dinlemeyi bıraktık. Hâliyle dinlemeden anlayamayacağımız şeylerin de yitip gitmesine izin veriyoruz. Sürekli, var olduğumuzu kanıtlayan o sesimizi duymaktan başka bir şeyin farkına varmaz olduk. Başka insanların. Başka kültürlerin, başka türlerin. Her şeyi bırakın, başka bir kendimizin algısını yitirdik.

"Nitelik Metafiziği'nin evrimsel yapısı tek bir ahlâk sisteminin olmadığını gösterir. Ahlâk sistemi çoktur. Nitelik Metafiziği'nde inorganik biçimlerin kaosu yendiği, 'doğa yasaları' denen bir ahlâk vardır; biyolojinin açlığı ve öldürücü inorganik güçleri yendiği, 'orman kanunu' denen bir ahlâk vardır; toplumsal biçimlerin biyolojiyi yendiği , 'yasa' denen bir ahlâk vardır; ve toplumu denetimi altına almak için hâlâ mücadele veren bir ahlâk vardır."
   O kadar körleştik ki, evrende var olan tek sesin kendimizinki olduğunu düşünmeye başladık. Başka bir sesin varlığı bizi zamanla rahatsız eder oldu. Çeşitlilikten duyduğumuz tiksinti haddini aştı. Her şeyi en basite indirgeme sevdamız bizi kendimize karşı bile kör etti. Değerlerin, gerçeğin ve Nitelik'in ne olduğunu göremez hâle geldik. Hapsolduğumuz toplumun 'yasa'larını sorgusuz kabul etmeye başladık. Yasaların denetiminde biyolojik ihtiyaçlarımızı gideren canlılardan başka bir şey değiliz artık. Entelektüel ahlâkımızın, bizi yanılsamalardan kurtaracak şeyin varlığını biyolojik ve sosyal ahlâkın ele geçirmesine izin verdik.
   Robert M. Pirsig'den, ahlâk değerlerimizin kökenlerini sorgulayan bir kitap, Lila, Ayrıntı Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; yanılsamalarınıza dikkat edin!

"Karşılaştığımız her insan farklı bir aynadır. Sen de onlar gibi bambaşka bir insan olduğundan, belki sen de başka bir aynasındır ve senin kendine gösterdiğin kendi görüntünün de başka bir çarpıtma olup olmadığını bilmenin yolu yoktur. Belki de gördüğün her şey aynadaki yansımalardan ibarettir. Belki de elinde aynalardan başka bir şey yoktur. Önce ana-babanın aynaları, sonra arkadaşlarının ve öğretmenlerinin, sonra patronlarının ve subaylarının, rahiplerin aynaları ve belki yazarların ve ressamların da aynaları. Onların işi budur; ayna tutmak."

2 yorum :

Tesadüfe bak sen!!
Bugün ben de - hatta biraz evvel blogumda anlattım -
sahile gittim. Dediğin gibi hem dinledim, hem seyrettim, hem okudum. Haklısın, çok çok konuşuluyor ama bilinçsizce, bencilce. Çocuklarımız bu yüzden dinlemeyi bilmiyorlar ve öğrenemiyorlar. Dinlemek, koklamak, duyularını kullanmak, ihtiyacımız olan bunlar asıl.

Dinlemiyoruz, bilmiyoruz. Bilmediklerimizden korkuyoruz. Kaçıyoruz, ya da savaşıyoruz. Dinleyip anlamak her şeyin ilacıyken, mahrumuz.

Yorum Gönder