Omohide Poro Poro

● Dün Gibi

—Şunu biliyor musun:
   "En sonunda
   Kimin tenini onurlandıracak
   şu kızıl çiçek."
—Şu ünlü Başo haikusu değil mi? Gelmeden okumuştum.
—Öyle mi? Ben daha dün gece öğrendim. Ayrıca çiçek toplayan kızların o çiçekten yapılan ruju alacak paralarının olmadığını öğrendim.
   Yaz gelir. Yaz gelir ve insanlar terk etmeye başlar evlerini yavaş yavaş, yeniden buluşuncaya kadar. Yaz gelir ve yaz ayları bizi o bunaltıcı yaşamlarımızdan söküp atmak için gelmişçesine seviniriz. Şehrin köhneliği artık bizi öyle çok, öyle çok boğmaktadır ki! Kırlara, kırlara kaçmak ister şu canım kentin insanı. Dağ, tepe ve nehir görmek ister. Gittiği tatil yerlerinde çalışan çiftçilere özenir, kır yaşamına özlem duyar. Bu özlemlerimiz, bu sevgimiz varken neden hep geri döneriz o bunaltıcı şehrin sokaklarına? Kendimize karşı samimiyetten yoksun değil miyiz? Toprağın kendisine karşı samimiyetimizi yitirmedik mi?

"Bu sarı çiçekten nasıl olur da böyle parlak bir kırmızı çıkar? Bununla ilgili hüzünlü bir hikaye anlatmışlardı bana. Çiçek toplayan kızlar eldiven giymezlermiş ve çıplak ellerine dikenler batarmış. Kırmızının bu koyuluğu, kızların kanlarından gelirmiş."
   Taeko şehir hayatından sıkılıp on günlük izin aldığı iş yerinden ayrılır. Aspir toplamak için kırlara gidecektir. Aspir çiçeği! Aspir çiçeği ki, köylü kızların kanından aldığı kırmızıyı, şehirdeki kızların dudaklarına taşır. Kırlardaki bu on günlük aspir macerasında Taeko'ya on yaşının anıları eşlik edecektir. Çocukluğun anıları, yoklukları, kırılganlıkları ve neşesi... Claude Simon'un Tramvay'ındaki gibi, Taeko biner bir traktöre ya da atlar bir atın çektiği saman balyasının üstüne, geçmiş ve şimdinin hesaplaşmasını yapar.

—İlkokulda kesirli sayılarla aran nasıldı? Payla paydayı ters çevir dendiğinde, yapabiliyor muydun?
—Hatırlamıyorum. Matematiğim fena değildi ama.
—Anladım. Şanslısın. Çok kolay olduğu için hatırlamadığına eminim.
—Belki. Neden sordun?
—Bunu yapabilenler hayatta daha başarılı oldu gibi geliyor bana. Sıradan, matematiği normal olan bir kız vardı. Kesirli sayıları yapabiliyordu. Şimdi iki çocuğuyla mutlu bir yaşam sürüyor. Ben yapamazdım. Ne zaman pes edeceğimi bilecek  kadar akıllı değildim.
   İnsan yüreğinde neleri taşır? İnsan yüreğinde taşıdıklarını kendi mi seçer? İnsan gariptir, yeri gelir yıllar yılı yüreğinde çocukluğun kesirli sayılarını taşır. Yeri gelir hüznü taşır, yeri gelir gerçekleşmeyecek hayalleri taşır. İnsan bu yüklerinden kurtulmayı başarabilir mi bir gün? İnsan kırlara koşsa, kırlara, atabilir mi yüreğin yüklerini? Neden bu yükler hep bu kadar ağırdır ve neden hep bu kadar yakındır? Sanki beş ya da üç ya da bir santimetre yakınımızda gibi. Ya da neden dün gibi?
   Isao Takahata'nın Dün Gibi'si. Meselimin sonuna gelirken sizi Macar ezgileri ve Turgut Uyar şiiri eşliğinde kırlara davet ediyorum...

"eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık ormandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber

hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan daha zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber

ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden"

0 yorum :

Yorum Gönder