Az Roman

       "Biz hiç durmaz Kandahar'a gideriz.
       Sevdayı hiç unutmaz tepelere çıkarız.
       Mayınlar patlar kollar ve bacaklar
       Gökyüzünden paraşütle uçar.
       Ne hikmetse Kandaharlarda
       Ölünür bilinmeyen bir aşk için
       Ve insan bile sayılmıyor kimse"

   Kimi zaman oturup, evet, hiç yoktan kimi zaman, bu dünyanın boşluğun ortasında duran amaçsız bir taş parçası için çok fazla kan ve korku dolu olduğunu düşünürüm. Ama bu dünya çok fazla sevgi ve başka başka şeylerle de dolu, birden bunun da farkına varıyor olurum. Bilinmeyen aşklar için ölmektense, vakit varken bilinir aşklar için yaşamanın düşünülüp düşünülmediğinde kararsız kalırım. Hayatın problemi çok mu zor, yoksa hayat paradokslardan birinin ta kendisi mi; oturup kimi zaman da bunu düşünürüm. En sonunda düşünmekten bıkmış bir halde, eyleme aç, hiçbir şey bulamazsam ben de kendi hayaletlerimle, yaşanılası bir hayatın peşinde koşarım. Evet, hâlâ mümkünken...

"Bizim de hayalet deneylerimiz çok eskilerden başlıyor. En başta Hayalet Oğuz geliyor. Hayalet Oğuz 46 yaşında 46 kilo iken öldü. Bir kuşak onun yaşamını örnek aldı. Gerçek bir boşluk uzmanı olarak, kendi evinde değil başkalarının evinde bir boşluk gibi yaşadı. Böylece boşlukçuların yalvacı oldu."
   Bu koskoca boşluğun ortasını öyle bir doldurmuşuz ki, nefes alamıyoruz haliyle. Kendimize biraz boşluk yaratmak için çırpınıp duruyoruz kendi içimizde. Sonsuz sevdasında sonsuz sanılan bir boşluğun ortasında dururken kendimize boşluklar yaratma çabası ne kadar ironik olsa da, bu dünyada herkesin kendi boşluğu kadar yaşadığını da es geçmeyelim. İşte bu yüzdendir, herkes kendi boşluğunu yaratma çabası içindeyken, gerekli gereksiz iki boşluğun çakıştığı yerleri kan ve korkunun doldurması. Sonra bu kan ve korkudan utanıp, hepimiz kendi boşluklarımızın düşmanı kesiliriz. Alın işte bir paradoks daha size. Hem kendi yaşam boşluğumuzu yaratıp hem de bu boşluğu ölene kadar da doldurmaya çalışıyoruz gerekli gördüklerimiz ya da belki hiç gerekli olmayan şeylerle.

"İşte boşluk. Boşluk yani sigaramın ucu. Devam et dostum! İşte elini kaldırmış, parmağını uzatmış bir boşluk komutanı! Orada bir heykel var. Bu heykelin boşlukla ilgili olduğunu anlıyoruz. Bahar gelmiş ve boşluk bademleri açmış ağaçlarda. Boşlukçulardan say beni! Kendi boşluğumuzu örtmeye çalışıyoruz meyhanelerde. Boşluk şarkıları söylüyoruz zaman zaman. Alaturka şarkılar içinde iyi bir boşluk buluyoruz ve oradan içeri dalarak kendi boşluğumuzu güçlendiriyoruz. Devlet yeteri kadar boşluk sağlayamıyor. Bu yüzden canımız sıkkın."
   Hiç durmadan canımız sıkılıyor bu yüzden. Hep gidip gidip başka boşluklar peşinde koşuyoruz biz de bilmeden ya da bilir bilmez bir uyku halindeyken. Belki de hepimiz sıkıldık bu dünyanın mavisinden. Ya da gerekli gereksiz yükseltilerinden. Belki de sıkıldık durmadan yokuş çıkmaktan, kendimizi yokuş inerken boşlara almaktan. Sıkıldık belki de kendi hayaletlerimizle konuşmaktan...
   Orhan Duru'nun Az Roman'ı, Raskol'un Baltası'ndan. Meselimin sonuna gelirken, bir dahaki sefere menekşe rengi bir gezegende yaşamanın umudunu taşıyorum.

"Bir tek Mars'ın kırmızı toprağı değişmeden duruyor. Ama yarın o da değişebilir. Menekşe renkli bir gezegen istiyorum. Bu gezegende piknik yapmalıyım."

0 yorum :

Yorum Gönder