Sivil Denemeler Kara

   "Ben, eğnime dar gelen yampiri hayatım boyunca hep sivilliği, -ona asker kafalılar 'başıbozuk' diyorlardı-, ararım, aranırım. Ve tabii bulamıyorum. (Hayrettir! 1997'de bile, Sivillik'i, yalnız ve yalnız askerlerin tersi olarak ele alıp yanılsayanlar var!) Topraktan yapılmış ve değişik üç renge çay mahallesinde ya da Harmanlık'ta düzayak evlerde boyanmış bilyeleri düşürdüğümde aranmak sen ey! (7-8 yaşlarındayız, evden hemen hiç harçlık veremezlerdi. Biz de paramız olmadığı için çelikten yapılmış misketleri satın alamazdık yahu. Ama memur, subay çocukları Kubi'lerde yığınla vardı. Yaşıttık ama onlar uzun paçalı pantol giyerlerdi, biz kısa..."
   Sivillik! Ah Ece Ayhan, yıl bilmem kaç olsa da sivilliğin ne olduğunu bilmeyecekler, bilemezler. Sivillik bazen bilinecek, bazen bilinmeyecek; hep aranacak, hiç bulunmayacak. Sivilliği aramaya cesaret eden sizler bile bulamamışken, biz köhne binalara hapsolanların umudu kalmadı artık. Bizler tamamen karanlığa gömülmemek için çırpınıyoruz. Kubi'lerin pantollarından çoktan geçtik, bizim olacak kısa pantollar aranıyoruz.

   "Vallahi tallahi! Evet! İçtenlikle ve özdenlikle yazıyorum ki, Tezer Özlü'yü de, onun çok insanda bulunmaz doğrucu davutluğunu her yerde, her kentte ve her sokakta arıyorum. Hayalet Oğuz'a olağanüstü ve eşsiz bir 'hayır' işleyen bir insan-insanı ben nasıl özlemem. Tezer Özlü artık benim yakın akrabamdır.
   Ben zaten hep Hayalet Oğuz'la Tezer Özlü'yü birlikte düşünürüm, düşünüyorum. İç içe. Düşlerde, karabasanlarda bile böyledir bu.
   Hayalet Oğuz'un gerçek adı Oğuz Alplaçin'dir. Pazar Postası gazetesinde, Seçilmiş Hikâyeler dergisinde yayınladığı şiirlerine Oğuz Haluk diye imza atardı. Hayalet Oğuz gerçekten de kimi kimsesi olmayan bir insandı. Ömrünce kiralık miralık dahi bir evi olmadı. Ekmeğin boyunca bile de olsa bir barka ilişmedi.
   Nilgün Marmara, Tezer Özlü ve Hayalet Oğuz. Onları ben birbirlerinden ayırt edemiyorum. Siz ayırt edebiliyor musunuz?"
   Sivilliği belki bir nebze de olsa bulanlar, sivillikle demlenmiş olanlar oldu. Bizse onlara tutunuyoruz, sivilliği zincire vuranlara rağmen; eğitilmiş, nizama sokulmuş şu körler arasında yaşamaya çalışmaya rağmen. Bizler de neredeyse körüz artık. Çok az görüyor bu gözler, çok az seçiyor harabeler içinde açan çiçekleri. Ve karanlığa gömülmemek için direndikçe, çırpındıkça daha çok battığımızı hissediyoruz. Boğuluyoruz...

    "Yalnız kızlardan oluşmuş ya da oluşan demek belki daha doğru olur, bir sınıf düşünüyorum kafamda. Ama okulun yeşillikler içinde, binbir çiçekle donanmış bir ön bahçesi olacak ve bakımsız bir arka bahçesi de.
   Derse girmeyerek 'umutsuzlar merdivenin'nde iğreti ve tedirgin oturan  128 Nilgün Marmara 'Bana çiçek göndermeyin, benim kendi çiçeklerim var' diyordur.
   99 Tezer Özlü; Hayalet Oğuz'la birlikte 'kolsuz'dur. Füruzan; 'Temizlik Kolu'nda."
    Umutsuzlar merdivenine bile uzaktan bakıyoruz biz. Umutsuzluk bir özlem artık bizim için. Ne olduğumuzu bilmiyoruz. Umudunsa ne olduğunu bile unuttuk. Umut bizim için bir hiç. Hiçliği kaybettik. Bırak elimizdekileri hatırlamayı, hiçliği kaybettiğimizi bile hatırlamıyoruz. Boşluğun içinde bir hiç olduk. Bize son kalan, yarı-kör gözlerimize görünen son şeyler, kelimeler. Şu son kelimeler. Sivilliğin peşinde koşan kelimeler. Ve hiçlik...

" Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar
                                                                                gönderecek."
   Ece Ayhan, Sivil Denemeler Kara; Yapı Kredi Yayınları'ndan.
   Ah! Aldırma 128! Aldırma! Senin kendi çiçeklerin var...

2 yorum :

;) Bir dahaki ay Yky'yi zengin edeceğim sanırım, iyi ki bahsediyorsun bu kitaplardan. Bu ara Sevim Burak ayın yazarı Yky'de. Sevim Burak'tan da bir şeyler yazsan ya! ;)

Aslında şu 'kızlardan oluşan sınıf' kısmı Sevim Burak için yazılmış bir denemeden. Sevim Burak'a biraz var vakit. Ama olacaktır elbet. :)

Yorum Gönder