Daktiloya Çekilmiş Şiirler

DÜŞÜ NE BİLİYORUM
Kimdi o kedi, zamanın
eşyayı örseleyen korkusunda
eğerek kuşları yemlerine,
bana ve suçlarıma dolanan?

Gök kaçınca üzerimizden ve
yıldız dengi çözüldüğünde
neydi yaklaşan
yanan yatağından aslanlar geçirmiş
ve gömütünün kapağı hep açık olana?

Yedi tül ardında yazgı uşağı,
görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
ve bağlanmıştır körler
örümcek salyası kablolarla birbirine
sevişirken,
iskeletin sevincini aklın yangınına
döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.

Yine de, o, zaman kedisi
pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
çekerken beni kendi göğüne,
bir kahkaha bölüyor dokusunu
                   düşler marketinin,
uyanıyorum küstah sözcüklerle:
             Ey, iki adımlık yerküre
             senin bütün arka bahçelerini
                      gördüm ben!
Nilgün Marmara    Şubat,87

   Belki de çok küstah sözcüklerle bitiriyor şiirini Cemal Süreya'nın benzetmesiyle Çılgın Zelda, Nilgün Marmara. Yaşama inat, harekete inat, ve kendi etrafında dönen Dünya gibi insanlara inat...
   Gerçekten "yerkürenin bütün arka bahçelerini gördüğünü" söylediğini mi sanıyorsunuz? Hayır. Yeryüzünün arka bahçelerini artık görmek isteyenlere bıraktığını söylüyor o. Nitekim şiirinden aylar sonra da yirmi dokuz yaşında, yerküreye elvada diyor; çok sevdiği şair Sylvia Plath gibi.
   Yaşadığımız hayatın arka bahçe arayışlarında kaybolduğumuz anlarda, soğuktan titrerken kendi yalnızlığımızda, düş bahçelerimizde; kelimelerine tutunmak Nilgün'ün... O çılgın ve küstah kadının. Kimilerinin zoruna gidecektir bu meydan okuma, bu direniş ve bu yaşama karşı ölüm savı. Nihayetinde kendini sonsuzluğun eline bırakmaktansa; kendi yolunu kendi çizme hakkına da sahip olma özgürlüğüdür bu. Ve korkar insanlar bundan. Başıboş koyunların çobansız kalması gibi. Onlara Kızıldeniz'i yaracak ve Firavun'dan kurtaracak bir Musa gerekir.
   Ve yaşama inat tekrarlıyorum her seferinde;

                   "Ey, iki adımlık yerküre
                     senin bütün arka bahçelerini
                              gördüm ben!"

2 yorum :

Bir meşru müdafa gibidir şiirleri. Ama anlamak zor kimi neden saldırıya bırakır hayat!

İlla tutunmak derdindeyse hayata insan, buralardan başlayabilir derim.

Bu benzer derin dünya hallerinden tırsıyor olsam da; teşekkür ederim paylaşımın için.

Yeniden başladım okumalarıma... Unuttuğum sandığım şeyleri yeniden hatırlamak adına değildi. Unutmamıştım! Okuyacaklarımı bu defa başka bir algıyla yeniden deneyimlemekti amacım! İçine hapsedildiğim bu dünya hayli yordu beni. Hayli uzaklaştırtdı kendimden, hayallerimden ve şiirsel intiharlarımdan. Özlemişim kendime dokunarak bakamyı.

''Aşk merakla başlar. Sonra koku ve ısrar gelir arkasından.
Kurtulamazssın, sıyrılamazssın derinliklerinden, boğulursun sularda,
ay vururken denize ve boyarken göğü,
gökyüzünün gördüklerini
Uzaklarda kalınca birbirini ısıtan eller, kalakalırım
sarsılırım kendi başıma
Aşk merakla başlar
ve sonra koku gelir arkasından''

Seyhan Erözçelik böyle diyordu ''Merak öldürür kedileri'' Dünyama yakın bir şair kendisi. Güzel Adam.

Nilgün Marmara'yı da çağıran bu tehlikeli merak değil miydi. Bir kedi oda. Sylvia Plaht gibi, içinde susturamadığı bir sesle yürüdü ölüme.

''Ölmek,
Herşey gibi, bir sanattır,
Bu konuda yoktur üstüme.

Öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir.
Öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir.
Bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz.''

Yirmibeş yaşımda tanıdım onu. Tam 11 yıl olmuş tanışalı. Nilgün Marmara'dan duymuştum Syliva Plaht'ın adını. Onların karanlıklarını keşfederken ve tanımaya çalışırken gölgelerinin doğasını, kendime yaklaştım. Kendi karanlığımı tanıdım. Tanımasaydım başka karanlıklarla nasıl başa çıkardım. Syliva ve Nilgün şiirsel birer intihardılar. Kendi aralarında kendileriyle kurmuş olduğu iletişimin samimiyeti sorgulanamaz ölçülerde gerçekti. ''Ölmek / Herşey gibi, bir sanattır'' sözünün hayati ve sanatsal gerçeği. Sözlerini ustaca yaşatan ve şu an odamda benimle birlikte olan o müthiş iki gölge. Seviyorum sizi...

Yorum Gönder