Kendine Ait Bir Oda

   "Bunun sonucunda ortaya son derece garip ve karmaşık bir sonuç çıkıyor. Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte hiç görülmez. Kurmaca yazında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek yaşamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir. Kurmaca yazında en esin dolu sözler, en derin düşünceler onun dudaklarından dökülür; günlük yaşamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır."
   Kara kaşlara, ela gözlere yakılan türküler; siyah perçeme, al dudaklara yazılan şiirler; ve saymakla bitmeyecek nicesi. Bütün sanat ve edebiyat sahnesini kaplayan kadın, gariptir ki, tarih yazanların, insanlığın ve dünyanın tarihini yazdığını iddia edenlerin kaleminden dökülen satırların hiçbir yerinde yer almaz. Eril sistemin yetiştirdiği zihniyetin, eril zihinle yazdığı tarihten başkası değildir satırlara dökülen. Eril sistem, meydanlarda hangi kralın ya da askerin kaç düşman katlettiğiyle ilgilenirken, bir oda içinde oturmuş kadınların ne düşündüğü, düşüncelerinin ne sonuçlar doğurduğu ile hiç mi hiç ilgilenmez.

"Bir yüz, bir insan figürüydü çizdiğim. Anıtsal yapıtı Dişil Cinsin Ussal, Tinsel ve Bedensel Zayıflığı'nı yazmakta olan Profesör X'in görüntüsüydü bu."
   Gariptir, kadın üzerine yazılan satırların, söylenen sözlerin çoğu erkek zihninin ürünüdür. Çoğu demek yanlış olabilir, çünkü belli bir zaman öncesine kadar neredeyse hepsi demek daha doğru olabilirdi. Ve inanın zaman ilerledikçe kadının durumu iyiye gidiyor gibi görünebilir, Virginia Woolf bile bunun için bir asır daha geçse umutlarını koruyabilir, ama ben her şey için o kadar umutlu değilim. Önemli olan erkek zihninin kadına ne kadar şans tanıdığı, ne kadar izin verdiği değildir. Önemli olan nokta, kadının ne kadar direndiğidir. Bu konuda her ne kadar büyük büyük büyük ninelerimiz direnmemiş olsa da, direniş kuvvetlenmeli.

   "Kadınlar erkekler gibi yazıp erkekler gibi yaşar ya da erkeklere benzerlerse, çok yazık olur, çünkü dünyanın büyüklüğü ve çeşitliliği göz önüne alındığında, iki cins bile yetersiz kalırken, yalnızca bir tanesi ile nasıl idare ederiz? Eğitim, benzerlikler yerine ayrılıkları ortaya çıkarıp güçlendirmemeli midir? Zaten benzerliklerimiz gereğinden fazla ve bir gezgin gelip başka ağaçların dalları arasında başka göklere bakan başka cinslerin varolduğu haberini getirirse, insanlık için bundan büyük hizmet olamaz ve üstelik Profesör X'i hemen koşup cetvellerini alarak kendi üstünlüğünü ölçerken izleme zevkine de ancak böyle kavuşabiliriz."
   Söyledim ya, gariptir, kadınlığın tarihi de, kendisi de kadınlardan çok erkekler tarafından yazılmıştır. (Gariptir, sürekli gariplikten bahsediyoruz, çok garip şu kadınlığın tarihi.) Erkek zihninin neden kadınlara bu kadar düşkün olduğu muamma iken, kadınların erkekler üzerine yazmaya çalıştığına da çok az rastlanmıştır. Şüphesiz kadının erkeği ya da erkeğin kadını yazma çabaları kendi doğrularından (ya da yanlışları; ki yıllarca kadının erkek zihni tarafından toplumda tutulduğu yer belliydi) başka bir şey de içermeyecektir. Burası büyük bir dünya, kadın ya da erkeği belirli stereotipler şeklinde algılamak dünyanın en saçma uğraşı olacaktır. Önemli olan, cinsiyet belasından kurtulabilmektir. Ve de cetvelli Profesör X gibilerden...
   Unutmayın. En önemli olan şeyler; kadının para kazanması, kendine ait bir odasının ve boş zamanının olmasıdır. Bunlar size çok maddiyatçı gelebilir. Fakat bu sizin gerçeklerden kopmanızı da engelleyecektir. Gerçeklerden kopmayın. Direnin. Ve yazın.
   Virginia Woolf'un kadınlar ve kurmaca yazın hakkındaki görüşleri; Kendine Ait Bir Oda, İletişim Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelirken diyorum ki; okuyun.

7 yorum :

"Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz."
Çünkü düşsel dünyanın kontrolünün kendisinde olduğunu düşünen erkek , bu dünyada en işe yarar kuklasını dileğince oynatır. Gerçek dünyada ise ne yazık ki hala kadının adı yok. Tabi meta olarak kullanılan, hakim ideolojinin dileği gibi yönlendirebildiği kadın figürünü saymazsak. Son söylenenler ne kadar doğru bir tespit; kadının odası olmalı, çünkü oda demek boş zaman demektir. Bu da kendine doğru keşfi mümkün kılar. İhtiyacımız olan tek şey, geç kalınmış bu keşif... Böylesine anlamlı bir eseri can alıcı yerleriyle bize sunduğun için teşekkürler...

Ve bir deli dahaaa, düşlerime giren kadın :D

Karşında duran erkek ya da kadın olarak bakmak hep büyük sorunlar doğurmuştur! Ve işin kötüsü Asırlarca süren ama bir sonuca varılamayan sorunlar üzerine çalışılmıştır. Sanırım en doğru şey karşındakine bir yaşam bir varlık olarak bakmak bazı sorunları çözmese de bu bakış açısına inanılmaz bir derinlik katacaktır! Her şey derinliktedir...

Kadının erkeğe, erkeğinde kadına istem duyması... Halbuki mühim olan cinsiyet ayrımı yapılmadan insanın insana, insan olmaya, insan aramaya, insan bulmaya istem duyması. Çünkü erkek de bir insandır, kadın da... Aslında bu her iki karşı cinste birbirlerine neler verebileceklerini ve nelere ihtiyacı olduklarını çok iyi biliyorlar ama takıldıkları yer çok ''sığ'' bence. Toplumun kadına ve erkeğe cinsel olarak yüklediği ağır ama bir o kadar da gereksiz anlamlar... Daha insan olmanın ağırlığını taşıyamazken üzerimizde, bizlere yüklenenler... Kadın erkek de olur, erkek kadın da olur... Birlikte her şey olurlar, olabilirler... Yeter ki toplumun üzerimiz de yarattığı bu karmaşık karanlık kavramlardan soyutlanalım.


Ve mülkiyet duygusu... Bu duygunun kadında ve erkek de yarattığı trajik olumlamalar... Sahip olma duygusu ve içeriğinde yanlış anlaşılanlar... Kimse kimsenin malı değildir! Bu duyguyu yaşayanlarsa büyük yanılgılar içinde yaşayıp gideceklerdir, asıl gerçeğin farkına varamadan. ''Benim'' kelimesini hiç benimsemedim hayatım boyunca. Ve en az ''zayıf'' kelimesini sevmediğim kadar sevmedim! Belki de varoluşun en hafif yanı ''mülksüz'' olmak! Bu duyguya hayatında yer vermemek.

"Yalnızca seninle yatarken sadığım sana, bu bile fazla." Tezer Özlü

Yorum Gönder