Göçmüş Kediler Bahçesi

   "Biz kirpiler için bu dünyada yaşamak pek güç. Başkaları için çok daha kolay olsa gerek. Köpeklerin, kedilerin bundan yana bir sıkıntıları yoktur ki! Kim saldırabilir onlara? Kimden kaçamazlar ki? Neyse, gene de bilemeyiz biz kirpiler böyle şeyleri..."
   Kirpi olmak. En zoru buydu sanırım. Sadece kendi vücuduna batan dikenleri olan, pek nadir görülen bir kirpi olmak. Hiç şansınız olmayabilir, bir kirpi görmek için. Çoğu kişi görmez de zaten kirpileri. Eğer çok şanslıysanız, sizi bir bahçe duvarının kenarında, ya da yeşilliklere yakın, hâlâ içinde güzel insanlar barındıran bir köyün yol kenarında bulabilir bir tanesi. Size, ayın karanlık, hiç ışık almayan tarafını gösterebilir. Ya da toprak altını, ölülerinizi gömdüğünüz karanlıkları. Garip hayvanlardır kirpiler. Biraz da karanlık. Varlıklarından haberdar etmeyecek kadar, en ufak bir ses çıkarmayacak kadar  kendi halinde yaratıklardır. Ne dikenlerini göstermek isterler kimselere, ne de kalplerini. Onları bırakın, kendi hallerinde kalsınlar. Çünkü, en zorudur, kirpi olmak. Ne köpekler, ne de kediler anlar hâllerinden. Zordur kirpi olmak. Zor.

   "Ölü bir kirpi oluyordum, dikenleri yıldızlar ve yalnızlıkla kıvrılan. Soyumun küskünlüğünü hazırlıyordum, bir kez daha oralarda gezinmeyecek olan kardeşlerimin iyicil adımlarını, daha şimdiden saptırıyordum. Sen de ölüyordun ön-bilisinde, ağlatıyla giyinecek sonuçları.

   Şimdi ölü bir kirpiyim.
   Sen, ölü bir insan."
Kirpinin Öcü
   Bilge Karasu'nun Korkusuz Kirpiye Övgü'sünden on iki - on üç sene sonra; 1981 yılının sonbaharında; hüznün ve sararıp kendi içine doğru kıvrılan şarkıların  mevsiminde, ölü bir kirpiyim diyor Nilgün Marmara da. Soylarının küskünlüğü belki bunları yazdıran, ikisine de, belki de bir daha hiç yeşillenmeyecek, hep kuru kalacak o ağacın kendi gibi kuru dalları oldukları için de olabilir. Neyse, biz, başka kirpiler de bilemeyiz böyle şeyleri. Bırakalım bunları, kuruyan soyumuzun küskünlüğünü hazırlayalım.

   "Başka ustalar da vardı böyle, cambazlar arasında uğursuz sayılan. Çırakları ölen, kalfaları ölen. Hep gençliklerinde ölen... Kendi ustası da böyleydi, besbelli. Kimsecikler gelip böyle bir şeyi ona, ya da onun yanında, söylemeğe kalkışmazdı elbet. Ama söylenmeyen şeyler yok mu sayılır? Sanat, cambazlık sanatı, bu gibi ustalarda durup donuyordu anlaşılan. Çocuğu olmadan ölecek insanlar gibi. Bunların çoğu, sivriliyordu gerçi ustalar arasında, büyüklüğe yaklaşanı da az değildi. Ama kuruyan dallar, kısır kadınlar değiller miydi gerçekte? Hepsi, ustanın birinden yetişmişti. Ancak, bunlardan kimse yetişmeyecekti. Bunların soyu kurumuyordu gerçekte. Kuruyan, bunlardan doğacak olanlar soyuydu."
  Kuruyan soylardan ve küskünlükten bahsetmişken; tanrılar küser mi kirpilerin soyuna, kedilere, köpeklere? Toprak küser mi, kader küser mi, insana? Ve niye küser her şey tel cambazına? Zor değil mi onun yaşamı da, kirpilerin olduğu kadar. Biraz durulsun artık her şey. Yoruldu tel cambazı, yoruldu kirpi. Dahası yoruldum ben. Dursun artık her şey. Şimdi, dursun. Tel cambazı, kirpi, ben; biz şiir okumaya gidiyoruz. Şimdi geliriz...

   "Bu işte bir şey var anlamadım
   Körpe kadınlar basık odalarda mı, dursun
   Hoyrat gemiciler uzun seferlerde
   Darağacında bir adam mı dediniz, dursun
   Yeraltında gizli sandık mı, dursun
   Bahçeler dursun, kızlar dursun
   Anlattıklarım, anlatamadıklarım, anlatamıyacaklarım
   Senin yakanda bir el mi var dediniz, dursun
   Dursun,
   Ben şimdi gelirim."
Tel Cambazının Kendi Başına Söylediği Şiirdir

3 yorum :

N.Marmara ile B.Karasu'yu bir araya getirip ne güzel bir kolaj yapmışın. ben de bloguma ilk yazmaya başladığımda bu kitabı anlatmıştım biraz. anlatacak, yazılacak çok şey var.ama biz kirpiler bu kadarını yapabiliyor :)
şöyle bir alıntı yapmışım hatta. onu paylaşayım dedim :
''İnsan soyuna soyuna deriye varır, onura, öz saygısına varır. Bunları yüzmek, koparıp atmak, güçtür ya, soyunmayı yürekten benimsemiş kişi, sırası geldiğinde, bu son adımı atmayı değer bellediğinde, ölmesini bilir''

Soyunduğumuz zaman, yürek açığa çıkar ya;
1981'in kışında da şöyle diyor Nilgün;

"Gerçek bilinsin, diliyoruz.
Düz, eğri, çapraz ya da değirmi.
Güzeldir açığa çıkışı yüreğin,
Sen bil ki, ben de seveyim!"

Artık sokaklarda kedileri ve köpekleri zevk için öldüren insanlarla paylaşıyoruz yaşam alanımız. İnsanı anlama çabasında bir kaç adım daha mı ileri gitmeli yoksa, insanlıktan çıkmış insanlara uygun bir hayvan kategorisi bulup hepsini oraya mı tıkmalıyız bilemiyorum :(

Yorum Gönder